• KURAN'DA MİKROSKOBİK & KOZMOLOJİK BİLGİLER
    • gereçler: bilim sağduyu bilgi inanç vicdan akıl adil sabır özgürlük
    • Bilim Işığın, Gölgen Cehaletin.
    • Kaçamayacaksın ışıktan, Gölgen ortaya çıkacak
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=100079071813049
  • https://www.twitter.com/@asronspace
  • https://www.instagram.com/kilavuzoglu.mustafa/
  • https://www.youtube.com/channel/UCFVG7clKZdbDuVuLZ3T68jA
HADİD Suresi, İnsan Uyarlaması. FETİH=Aydınlanma - Gönül Gözü - Sağın ve Solun İnsanları

57-HADİD (DEMİR) Suresi, İnsan Uyarlaması

Bu yazımda size Hadid Suresinin "Batınî" yani ilk bakışta görülmeyen, derinindeki biyolojik, ruhani ve kozmolojik bilimsel gerçeklerini göstermeye çalışacağım. Ayrıca ayetlerin çoğunu alışık olmadığınız şekilde görüyor olacaksınız. 

Kuran ayetlerinin çoğu bir "zahiri" (AÇIKÇA GÖRÜNEN) bir de "batıni" (GİZLİ BİLİMSEL) anlam içermektedirler. Örneğin ilk okuduğunuzda "demir ile kuvvetli kılmak" ifadesi kılıç, kalkan ve zırh yani savaş ile ilgilidir ve Kuran'da anlatılan olaylara da uygun düşer. Bu ayetin görünen kısmıdır, okumak yeter, başka kılavuz istemez. Ancak derinlemesine baktığınızda bunun altında demir ile ilgili bilimsel gerçeklerin anlatıldığını, demirin insan bedenine ve beynine sağladığı gücü kuvveti bulursunuz. Yani, batınî/saklı tarafını anlamak için ilave bir kılavuza ihtiyacınız vardır: BİLİM ve VİCDAN. Türkçe'de "Ferim yok, fersiz kaldım, gözünün feri solmuş" deyimleriyle yorgunluk bitkinlik ifade edilmesi, belki tamamen tesadüf olsa da, demirin Ferrum ve sembolünün FE olduğunu aklıma getirir hep. Yani demirle güç kuvvet, kendi dilimizde bile hem bedensel hem zihinsel olarak bilimsel gerçeği söylemektedir. AYRICA, DEMİR ADI NEDEN 57. SUREYE VERİLMİŞTİR, DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ HİÇ? İlk iki sebebini biyolojik olarak ve evrenin yaratılışı, fizik ve kozmolojik açıdan hemen gösteriyorum. Diğer bilimsel (Bilim = Kuran) sebebini de  aşağıda göreceksiniz.

Batınî anlamlar çok yönlü de olabilirler, bir tarafta "insanı" anlatırken aynı anda "evreni" ve "inancı" da anlatabilirler.

Sure 29 ayet olduğu için bu yazımda ayetleri alfabemizin 29 harfiyle numaralandırdım. Galiba bir ilk oldu, değişiklik olsun.

A1. Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Gökler=Beyniniz ve Yer=Bedeniniz bütün katmanlarıyla ve içinde olanların hepsi Allah adına ve onun belirlediği prensiplere göre işlevlerini görürler. Aklınızın bütün işleyişi ve alacağı kararlar ile bedeninizde olan herşey O’nun bilgisi dahilindedir. Kısa anatomik detayını buradan okuyabilirsiniz ==> Arş - Beyin - Akıl - Şeytan - Vesvese - Kader - Sağdan Soldan Verilecek Kitap - Boynunuzdaki Talih Kuşunuz


İşte Bu, Talih/Uğur (Talihsizlik/Uğursuzluk) Kuşunuz
Boynunuzdaki Talih Kuşunuz

B2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür, O, her şeye kadirdir.
Beyniniz, aklınız ve bedeniniz Allah’a aittir. Uyutan, uyandıran O’dur. Ölüm aynı zamanda bilinçten başka esas olarak "inancın kaybolması"nı ifade eder, dirilmek ise Yaratanın izniyle inancın tekrar geri kazanılmasıdır. Hem kişisel (birey olarak) algılanabilir ve hem de toplumsal (kavim olarak) anlamıyla geçerlidir. Öldüren ve kıyamet günü tekrar diriltecek olan O’dur. Uyku ve ölümün aynı süreçlerle olduğu Zümer suresi 42. Ayetle teyit edilmiştir ve ful anestezi de bunun kanıtıdır: bilincin tamamen kaybolması «Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında ölmüş gibi yapar. Ölümüne hükmettiklerini tutar, diğerlerini ise belli bir süreye kadar (hayata) salar. Kuşkusuz bunda iyice düşünenler için dersler vardır.” Detayını buradan okuyabilirsiniz ==> Ölüm Melekleri (Kuranmucizeler.com sitesinden)

C3. O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.
Aklınızdaki/beyninizdeki ilk hareketi (ilk ön-sinapsi) başlatan da (Evvel) en sona ulaştıran (son post-sinaps) da (Ahir) O’dur. Bu biyolojik süreçleri açık açık görürsünüz (Zahir) ancak aklın ve bilincin nasıl olduğunu GÖRMÜYORSUNUZ (Batın) bilmiyorsunuz, bilemezsiniz. Beyindeki iletişimi, hareketin ilk başlatılması, Ön-Sinaps ve Son-Sinaps buradan okunabilir ==> Beynimizdeki Atmosfer: Bulut Yıldırım Yağmur Şimşek Aşağıda yağan yağmurların ne olduğunu tahmin  ediyorsunuz değil mi? Nöronlar: Düşüncelerinizi ve kararlarınızı oluşturan yağmurlar.

Beynimizdeki bir nöron aksonundan diğer nöronun dentritine sinyaller gönderiliyor, düşünceler oluşuyor ve bu düşünceler ya bir endişeye yol açıyor ya da bir umuda. Neye inanıp inanmayacağımız konusunda da aynı sistem işliyor. Gerek söylenen bir söze gerekse yaratıcıya olan inanç da aynı sistemle ortaya çıkıyor. İnanmayı seçer ya da şartlanmamış bir şekilde değerlendirirseniz, yaratan size varlığının doğruluğu hakkında deliller sunuyor. İnkar etmeyi, inanmamayı seçerseniz de sizi bu yanlış yolda, sürümcemede bırakıyor. Seçim tamamen insana bırakılmış.

Ç4. O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
Vicdanınızı ve Bilincinizi oluşturan beynimizin en üst kısmı olan "korteksi altı kademeli/katmanlı" yaratan O’dur, ardından insan bilincinin üstünde olan ARŞ=BİLİNÇ-ÜSTÜ seviyesine geçerek oradan her şeyinizi kontrol etmektedir. Bütün benliğinizi/bilincinizi içten dışa her şeyi çepeçevre kuşatır. Beyninizdeki bütün hareketleri, bedeniniz ve beyniniz arasındaki bütün sinirsel/hissi iletişimi, nöronlar ve sinirler ile beyninizden/gökten bedenize/yere inen ve bedeninizden/yerden beyninize/göğe çıkan her sinyali bilir ve sizin görmekte, duymakta olduğunuz ve hissettiğiniz her şeyden de haberdardır. Nöronların Kuran'da ne olarak geçtiğini buradan okuyabilirsiniz ==> 1. Vahiy Anatomisi 2. Üç kanatlı melek ne demek

D5. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler O'na döndürülecektir.
Beyniniz, aklınız ve bedeniniz onları yaratmış olan Allah’a aittir. Bir üst ayetteki süreçlerin tamamı «işler/emirler» olarak ifade edilir ve bu şekilde bütün «işler» başından sonuna onun bilgisi dahilinde başlar/gelişir ve döner dolaşır O’na ulaşır.

E6. Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir.
Beyninizin mala mülke, dünyaya yönelen «gecesi» olan sol yarısı ile vicdan ve sağ duyuya yönelen «gündüzü» olan sağ yarısı arasında kesintisiz bir iletişim mevcuttur, birbirlerine geçer dönerler. Bu iletişim sonunda ortaya çıkan niyetiniz/ kişiliğiniz/ benliğinizin esasını/özünü O bilir. Gece ve Gündüz ile beyin bağlantısının bilimsel detayını da ilk ayette verilen bağlantıda bulacaksınız. Ayrıca, Gece bilincin kaybolduğu -canın bedenden alındığı- uykuyu işaret eder, gündüz ise canın tekrar yerine konması, bilincin geri gelmesi ile uyanık ve bilinçli olma halidir.

Bu kavramların Taoizm'deki karşılıkları buradaki gibi resmediliyor, buradan okuyabilirsiniz ==> Bilimde İslam - Taoizm Kesişmesi
Bütün dinlerin kaynağı aynıdır, zaman içinde insanlar tarafından değiştirilmişlerdir.
Çünkü;  Bütün Dinler Rahman'dan Gelir

 F7. Allah'a ve Resulüne iman edin. Sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden harcayın. Sizden, inanan ve harcayanlar için büyük mükafat vardır.
Allah ve Resulüne, yani resulüne indirmiş olduğu ve size onun emaneti olan Kuran’a uyunuz. Sahip olduklarınızdan, ihtiyacı olanlar için cimrilik yapmadan harcayarak hayırlı işler, yani iyilik yapın ve barış için çalışın. Bu harcadıklarınız ve yaptığınız her türlü iyilik ahirette size kat kat fazlasıyla ödenecektir. Detayını buradan okuyabilirsiniz 1. Kuran=Resul   2. Allah’a Borç Vermek    3. Zenginlik Lütuf mu 

G8. Size ne oldu ki, Resul sizi Rabbinize inanmanız için davet ettiği halde Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa O, Sizden kesin söz almıştı. Eğer inanacaksanız.
Kuran’ın diğer surelerinden anladığımız kadarıyla bilincimizin temeli dünyadaki beynimize aktarılmadan önce insanlık buradaki sınavına toptan rıza göstermiş, başarılı olacağına ve kendilerine bir «hatırlatıcı, uyarıcı» geldiğinde «vicdanlarıyla, sağ beyinleri (doğuştan bahşedilmiş olan sağ duyu) sayesinde» bunu anlayıp kabul edeceklerine söz vermişlerdir. İnanıp inanmamak tamamen vicdanınıza ve sağduyunuza kalmıştır ki sağduyu kelimesinin kökeninin bile sağ beyinden geldiği aşikardır. Latin kökenli Avrupa dillerinde "sağ taraf" ve "doğru, haklı" anlamındaki kelime de aynıdır.

Ğ9. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.    
Her İnsanın bir karanlık bir de aydınlık tarafı vardır. Karanlık taraf dünyevi kaygılar/karamsarlıklar içinde ve maddi zenginliklerle dünyevi/fiziki hazlar ve zevkler peşindedir. Aydınlık taraf ise vicdan kapsamında sağ duyulu yaşamak, iyi olmak, barış ve hayırlı işler peşinde koşan taraftır. Yüce Allah aydınlığa ulaşmak ve "vicdani sorumluluk" sahibi olmak için gereken ışığı bir kullanım kılavuzu gibi "ışık/nur saçan Kuran"ı indirmiştir. Karanlık ve Aydınlık da yine sağ beyin ve sol beyinle de alakalıdır.  Detayını yine ilk ayette verilen linkten okuyabilirsiniz.==> Arş - Beyin - Akıl - Şeytan - Vesvese - Kader - Sağdan Soldan Verilecek Kitap - Boynunuzdaki Talih Kuşunuz

Bu ayetler Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed'e indirilmiştir. Ondan başka hem yanındakiler hem de sonraki nesiller pek çok ayeti anlamakta güçlük çekmişlerdir ve günümüzde de değişen pek bir şey yok. Çünkü Kuran'da yazıldığı gibi, her işin belli bir oluş vakti vardır; bazı ayetlerin anlaşılması da aynı şekilde vakte bağlanmıştır. Bunların anlaşılması, Nahl suresi 2. ve Şura suresi 51. ayetlerde belirtildiği üzere, Allah'ın dilediği kuluna ruh aracılığıyla bunlardan vakti gelen ayetlerin hakikâtini bildirmesi sonucunda anlaşılır kılınacaklardır. Bu kulların kimler olduğunu bilemiyoruz, Nebilik çağı sona erdiği için büyük ihtimalle kendisi  bile farketmeyecektir bunu; yeni bir Nebi gelmeyecek fakat Allah tarafından belirlenmiş, seçilmiş ve ilham yoluyla -kendisi farketmese bile- vahiy verilen "uyarıcılar" gelecektir ve o belki sizsiniz belki benim, belki de bir başkası: Her kim ki bir ayetin batınî anlamını ortaya koyar, işte o onlardandır.

H10. Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.   
Allah yolunda harcamanın Allah'a borç vermek olduğu ve Allah'a borç vermenin de muhtaç olan herkese maddi ve manevi, bedensel her türlü yardım olduğunu bilince, normal insan sınıfındaki herkes doğal olarak soracaktır "neden iyi olmayalım ki, neden iyilik yapmayalım ki?" Ayetteki ilk cümle/soru budur. Bizi yaratan da, öldürecek olan ve sonra tekrar yaratacak olan da Allah olduğuna göre, zaten sahip olduğumuz her şey, bizler de herşeyin sahibi olan Allah'a döneceğiz. Bir insan "bu dünyada iyi veya kötü yaptıklarının ve hatta yapması gerekip de yapmadıklarının hesabını mutlaka vereceğini, yargılanacağını anlayıp Yaratıcı = Rahman Allah'a ve ahirete inandığı anda, bu onun için dünyada ulaşabileceği en büyük "FETİH"tir. Gerçeği "ışık/nur" olan KURAN ile anlayıp aydınlanmış, yani "Hak olanı" fethetmiş, görmüş, bilmiştir. Fetih öncesi ve fetih sonrasından kasdedilen şudur: O vakte kadar, henüz Kuran ile aydınlanmadan önce bile yukarıda açıkladığımız "Allah'a borç verme" işlemini zaten gerçekleştirenler yani inançsız olup da hayırlı işler yapanlara (iyi insan olanlara) "fetih nasip olduğunda" onların Allah nezdindeki değeri ve derecesi, "fetih nasip olmadan önce" iyilik yapmayanlardan daha üstündür. Her halükârda, Allah hepsine, sonunda en güzelini vaad etmiştir. Allah herkese böyle bir "fetih" nasip etsin.

Fetihden bahisle tam bu noktada 110. Nasr Suresi "benim vaktim deldi" diyor: 
1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman 2. Ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman. 3. Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir. Öyle anlaşılıyor ki, modern bilimdeki gelişmeler sayesinde ortaya çıkarılan bu BİLİM=KURAN uyumuyla, yakında insanlık Kuran'daki gerçekleri görmeye başlayarak tövbe edip dalga dalga İslam'a yönelecekler inşallah. Bunda bir nebze katkım oluyor veya olabilecekse ne mutlu bana.

I11. Kimdir o, Allah'a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir mükafat da versin.
Yukarıda 7. Ayette açıklanmıştır. Faizi, getirisi en yüksek yatırım: HER TÜRLÜ İYİLİK YAPMAK...  Allah’a Borç Vermek  

İ12. O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur!
NUR/IŞIK ne olduğu pek çok ayette açıkça bildirilmiştir: KURAN. Nurları "önlerinde" ve "sağlarında" koşan insanların cennette iki grup olacakları ve durumları da "sağduyu sahibi olup inanarak nefslerinin karanlık tarafına uymaktan sakınan ve böylece karanlığa -dünyanın arzettiği çekicilik/zevk/güç/zenginlik tuzağına-  yenik düşmemiş olanların" ifadesidir. Işıkları önlerinde olanlar, sağduyu ve vicdanıyla dünyevi karanlık taraftan tamamen kurtulmuş ve Kuran'a inanmış olanlardır. Cennete girecek olanlar Hadid suresinden bir önceki sure olan 56. Vakıa suresinde de (8. ve 10. ayetler) benzer şekilde ikiye ayrılmışlardır 7. Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman 8. Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar! 9. Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar! 10. Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.  "Sağ tarafın insanları" ve "önde olanlar" nitelendirmeleriyle de burada verdiğim linklerde tarif ettiğim bilimsel olaylarla da birebir örtüşüyor.

"Önde olanlar" yani "ışığı önde koşanlar" tasvir açısından: Budizm ve Hinduizm'de yandaki resimdeki gibi "üçüncü göz" kavramı bulunuyor ve sanki bizim "gönül gözü açılmış" dediklerimizin karşılığı gibiler. Çünkü;  Bütün Dinler Rahman'dan Gelir

Işığı sağında koşanlar, "sağ tarafın insanları" ise kötülükleri olsa da iyilik lehinde dengeyi sağlamış fakat gönül gözü tam açılamamış olanlardır. O yüzden başının/alnının tamamından ışık/nur çıkmasa da sadece sağ tarafından çıkan ışıkla yolları yine de aydınlanır ve cennete kabul olunurlar. Bu vesileyle cennetlerin kademeleri olduğunu da hatırlatalım. Işığı sadece sağ tarafında olanlar, dua ile Allah'tan "nurlarını tamamlamasını" isterler. Aşağıdaki ayet bu talebi yapanların sadece ışığı sağdan aydınlatanlar olduğunu söyler fakat bunu hiç kimse farketmeyerek ışığı önden, ellerinin arasından, ortadan aydınlatanları da katıyorlar.

Oysa onların nurları zaten tamamlanmıştır. 66 Tahrim 8. Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, «Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin» derler. Sanırım bu ayetin son cümlesi, yapmış olduğum açıklamanın ardından okununca, doğru çıkarım yaptığım daha da netlik kazanmıştır.

Altından ırmaklar akan Cennetler konusunda: Ölüm sonrasıyla, cennet ve cehennemle ilgili söyleyeceğimiz herşey bizim için "gaybı taşlamak" olacaktır. Ancak, herhangi bir şey iddia etmeden bir fikir yürütebilir/söyleyebiliriz. Kuran'daki cennet tasvirlerinde sürekli tekrar edilen "altlarından ırmaklar akan bahçeler" ile "Allah'ın bize uygun göreceği her türlü bilgiye ulaşmak ve bu bilgi sayesinde dilediğimizi yapabilmek/sahip olmak" anlatılıyor olabilir. Irmakların bilgi/ilim olması mümkün, cennet bahçeleri metaforik olarak bu bilgiyle ne dilerseniz onun meyvesini alacağınız ağaçlara işaret ediyor olmalı. Beyninizde "hayal etmek" de hem sular hem de bahçeler açısından anatomik ve fizyolojik olarak bire bir uygun, hayal ettiklerinizin gerçeğe dönüştüğü bir yer ise, ancak Yüce Allah'ın vaadi olan "cennet" olabilir.

J13. O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: "Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım?" Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.
Kıyamet, yargılanma gününde hiç kimse bir başkasına yardım edemeyecektir, torpil yoktur, kefalet yoktur, farklı ayetlerde bu teyit edilmiştir. Dünyada bile bir duruşmada/yargılamada hakim karar vereceği zaman "herkes ayağa kalksın" denir, ahiretteki durum "KIYAMET" de kelime anlamıyla bile bu ayağa kalkma durumudur. Cennet ve cehennemdekilerin aralarına kapısı olan bir sur çekilecek olmasına iki anlam verebilirim: Birincisi, başka ayetlerle sabit olduğu üzere, cennetteki bir kişi dünyadayken tanıdığı birini arayıp onu cehennemde buluyor/görüyor. Cennettekilere böyle bir imkan verilmiş olabilir, cehennem tarafına gidip gelebilir. İkincisi; cehennemde cezasını çekenlerin bazıları Yüce Allah tarafından affedilerek cennete alınabilir. Doğrusunu bilemiyorum, hepimize bağışlanma diliyorum en sonunda. Allah bilir.

K14. (Münafıklara) onlara: "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. (Müminler) de derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı.
Birlikte inanç birliği içinde yaşadığımız ve bizler Müslümanız diyen eş, dost akraba veya tanıdıklarımız var. Bunlardan büyük bir kısmı Allah'a inanmalarına rağmen sol beyninin/şeytanının sevkettiği yönde hareket ediyorlar ve insanlara yardım etmeden, cimrice ve bencilce yaşıyorlar. Sadece inanmış olmanın veya sadece namaz kılıyor olmanın yeteceğini ve bu haliyle Allah'ın kendilerini cennete kabul edeceğini zannediyorlar. "İyi insan olmadan" cennete girilemeyeceğini gözardı ediyorlar. Bu şekilde kendilerine vesvese veren, fısıldayan şeytanı olan "sol beyinleri" onları Allah konusunda, O'nun kararları konusunda da kandırmış oluyor. Şeytanın en başta kendi "sol beynimiz" olduğunu verdiğim bağlantılarda anlatmıştım. Sol beynine uymuş olanlardan, size o yönde tavsiye ve telki verenler de etrafınızdaki şeytanlardır. Diğer vesveselerin yanında, örneğin "aman boşver, Allah affeder" demek de bunların başında gelenlerdendir. Şu ayeti hiç kimse yanlış anlamaz herhalde: 31 Lokman 33. Şeytan sizi, Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın". Kuran'daki teyidi budur, elbette yoldan çıkmış insanların Allah adını, dini kullanarak her türlü kandırmacası da aynı şekildedir. 

L15. Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
Cehenneme/azaba girecek insanlar iki tanımlamayla işaret ediliyor. Birincisi bir önceki ayetin tanımına girenler ki bunlar bazen "İKİYÜZLÜLER" diye de anılırlar. Diğerleri ise zaten Allah'ı ve yargılanacakları Kıyamet gününü inkar edenlerdir. Bu yargılama esnasında hiç kimse suçlarının, günahlarının karşılığında herhangi bir teklif yapamazlar, tüm istek ve talepleri reddedilecek, azap ve pişmanlık içine sevkedileceklerdir. Yukarıda 13. ayetin açıklamasına da bakabilirsiniz.

M16. İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalbleri Allah'ın zikrine ve inen hakka ürpererek saygı duysun ve bundan önce kendilerine verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?
MÜSLÜMANLARIN DURUMU DA ŞU ANDA ÖZÜNÜN BİR KISMINI KAYBETTİĞİ İÇİN YOZLAŞMIŞ VE ARTIK DOĞRU YOLDAN SAPMIŞ DEDİĞİMİZ YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARIN DURUMUNA DÖNMEK ÜZEREDİR. KENDİLERİNİ MÜSLÜMAN ZANNEDENLERİN ÇOĞU ÇOKTAN YOLDAN ÇIKMIŞLARDIR DA HABERLERİ BİLE YOK, KALPLERİ ARTIK KURAN'A KARŞI KATILAŞMIŞ ANCAK ONLAR HEP DOĞRU YOLDA OLDUKLARINI ZANNEDİYORLAR. (Bir sonraki ayette biraz daha açıklanacaktır.) AYET DİYOR Kİ "EY İNANANLAR, TİTREYİN VE KENDİNİZE GELİN". Kıyamette sevgili peygamberimizin "Allah'ım, ümmetim bu Kuran'ı gözardı etti" diyecektir 25 Furkan 30. Resul de şöyle diyecektir: “Ya Rabbi, gerçekten kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktılar. 

N17. Biliniz ki Allah yer yüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size âyetleri açıkladık.
Bir önceki ayette bildirilmiş olduğu gibi Müslümanların bugünkü durumu, İslam aleminin hali artık genel anlamda bozulmuş ve SÜNNETULLAH dediğimiz Kuran yolundan sapmış olsa da, Allah dilerse bunu değiştirebilir. Müslümanlığın ve insanlığın bu genel durumu "artık dünyanın öldüğüne" işaret etmektedir. Allah dilerse Müslümanlar üzerindeki (ve elbette belki bütün diğer dinlerdeki) bu ölü toprağı kaldırıp tekrar canlandırmaya, yaşama yani gerçek Hak olan İslam'a döndürür çünkü ayetle teyit edilen 49 Hucurat 7. Bilin ki, Allah’ın elçisi aranızda bulunmaktadır. ifadesi Allah'ın KURAN'ı bize "resul" olarak göstermesi ve KURAN'ın gerçekten her daim aramızda bulunduğu gerçeğinden dolayıdır. Allah'ın "İslam'ı diriltmesi" için koyduğu şart da nettir ve "belki aklınızı kullanırsınız" dediği de bu gerçeği farketmemiz, harekete geçmemiz içindir. İslam aleminin artık KURAN'ı ve sadece KURAN'ı resul ve önder olarak almaları vakti gelmiştir çünkü insanların çoğunluğu Hak yol olan SÜNNETULLAH'ı unutup kendilerini doğru yola sevketmesi için "EHLİ SÜNNET" diye bir yol bulmuşlar fakat bu yolda aynı Hrıstiyanlar için söylenen ayetteki yanlışa sapmışlardır. İman etmenin temelinde hataları olmasa bile uygulama ve sosyal adalet ve yaşam sistemi açısından, normal bir insanı dinden soğutacak büyük yanlışları vardır ve bu yanlışları gören Müslüman çocuklar/gençler ve gayri-müslim diğer milletler İslam'ı öcü gibi algılıyorlar. Böyle bir ortamda başkalarını nasıl İslam'a davet edebilirsiniz? Örneğin, tamamen uydurma olan "dinden çıkan öldürülür" sözünü duyan başka milletten birisi hiç Müslüman olur mu? Hoşgörü dini diye övündüğümüz bir dinde böyle bir uygulamanın mümkün olmadığını düşünemiyor musunuz? Aynı aşağıda 27. ayette yazan "Hıristiyanlar Allah'ın hoşnut olması için ruhbanlığı çıkardılar ama sonra çoğu yoldan çıktı" diyen ayetin akıbeti Müslümanlara da gelip çatmıştır. Onlar doğru yolda olduklarını zannedip büyüklenseler bile durum maalesef budur ve çok acıdır. KURAN'IN ARAMIZDAKİ RESUL olduğunun açıklamasını buradan okuyabilirsiniz  ==> Allah'ın Resulü Aranızdadır: Kuran=Resul 

O18. Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır.
Dünyada yapılacak iyiliklerin ve önlenen kötülüklerin karşılıklarını Allah fazlasıyla verecektir ve ayrıca şu anda hayal edemediğimiz başkaca ödüller olacaktır. Allah'a ödünç vermek konusunu yukarıdaki ayetlerde anlatmıştım. Allah’a Borç Vermek  

Ö19. Allah'a ve peygamberine iman edenler var ya, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
Dünyada "Şehitlik mertebesine ermiş" olan herhangi bir konuda verilen hüküm ve kararların Allah'ın dinine ve Kuran'ına uygun olup olmadığını görüp anlayanlar ve Kuran'ın bildirdiğine inanıp ona göre yaşayanlardır. Olayları Kuran prensipleri kapsamında doğru değerlendirdikleri için onların şahitlikleri kabul edilmektedir.

P20. Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
GERÇEK YARIŞ, SONUNDA IŞIĞA/NURA KAVUŞMAK İÇİN YAPILANDIR: PEK ÇOK AYETTE YAZILMIŞ OLDUĞU GİBİ IŞIK/NUR KURAN'DIR. VİCDAN VE SAĞDUYUSUNU BİR KENARA BIRAKARAK DÜNYAYA ODAKLANMANIN SONUCU BELLİDİR: HEPİMİZ ÖLECEĞİZ, KİMİMİZ BELKİ DE YARIN YA DA YARINDAN DA YAKIN. HİÇ KİMSE SİZİ MALINIZ MÜLKÜNÜZLE ANMAYACAK, İYİLİK YA DA KÖTÜLÜKLERİNİZLE ANACAK. ÖLDÜĞÜNÜZ ZAMAN BIRAKIN MALINIZI MÜLKÜNÜZÜ VE GÜCÜNÜZÜ KUDRETİNİZİ, BEDENİNİZİ BİLE KAYBETMİŞ OLACAKSINIZ. AYRICA YUKARIDAKİ 9. VE 12. AYETLERE BAKINIZ.

R21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
CENNETİN BÜYÜKLÜĞÜ İNSANIN HAYAL VE BEYİN GÜCÜYLE SINIRLI OLABİLİR. BU YÜZDEN "GÖKLE YER" İFADELERİNİN İNSANDAKİ KARŞILIKLARININ BEYİN VE BEDENİ ANLATTIĞINI ÖNCEDEN GÖSTERMİŞTİK.

S22. Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.
TEK TEK İNSANLARIN BAŞINA NE GELECEĞİNDEN BAHSEDİLMİYOR; İNSANLIĞIN/İNSANIN BAŞINA GELECEK OLAN HERŞEYİN HER İHTİMALİN ÖNCEDEN ZATEN BİLİNDİĞİ/HESAPLANDIĞI/KAYDEDİLDİĞİ BİLDİRİLİYOR. YANİ BU AYETİN, "İNSANIN KADERİ ZATEN BELLİDİR" DEMEKLE İLGİSİ YOKTUR. HER İNSAN KENDİ HAYATINI ÖZGÜR İRADESİYLE ALACAĞI KARARLARA GÖRE YAŞAR. BAŞKALARININ ETKİSİ ALTINDA BİLE OLSANIZ ONLARI SUÇLAYAMAZSINIZ ÇÜNKÜ NİHAYETİNDE SON KARAR SİZE AİTTİR. KENDİ AKLINIZI KULLANIN, KİMSEYE KANMAYIN.

Allah en baştan bilir, insan ise "yaptıkça ve oldukça" görüp öğrenir.

Zaman ve mekandan münezzeh olan ALLAH bizim doğuşumuzdan ölümümüze kadar olacakları zaten bilir çünkü O'nun için "zaman yoktur, önce ve sonra yoktur." Zaman "asr" insan içindir ve insanlar kendilerine verilen bu zaman yani "ÖMÜR" boyunca yaptıklarını kendileri yaparlar. İnsanların ne yapacakları önceden programlanmamıştır, aksi halde bunun adı "KADER" olmazdı "KESİN" olurdu.

Bütün bu alemler, Yüce Allah'ın yarattığı şuurluları (insan ve cinler dahil) sınamak ve kendilerinin de sonunda haklarında verilecek "ceza" veya "ödül" hükmüne adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde ulaştıklarına tanık olabilmeleri içindir. Kendi günahına da kendi sevabına da tanık olur ve böylece en nihayetinde kendisi için kesinleşen hükme/karara itiraz edemez. Allah Adil'dir.

Ş23. Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.
NE GELİRSE ALLAH'TANDIR VE HERŞEYİN SAHİBİ DE O'DUR. ZENGİNLİĞİNİZ SİZİ ŞIMARTMASIN, FAKİRLİĞİNİZ İSE SİZİ ÜZMESİN. VİCDANLI VE DÜRÜST İNSANLAR OLARAK YAŞAMAKTIR ASIL OLAN. Sahip olduklarınız da sahip olamadıklarınız da zorlu bir sınavın çok zor sorularındandır "şımarmadan ve üzülmeden-isyan etmeden" en makul ve vicdanlı bir yol ve tavırla çözerek üstesinden gelmeniz gereken. Sahip olanlar, sahip olamayanları korumak, doyurmak, kayırmak zorundadırlar.

T24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse Allah, zengindir, övgüye layıktır.
SAĞDUYUSUNU KULLANAMAYIP SOL BEYNİNE (ŞEYTANINA) UYANLARIN DURUMU. YUKARIDAKİ 9. VE 12. AYETLERE BAKINIZ.

U25. Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
Adı DEMİR olan Surenin bu ayetinde geçiyor demir ismi. Öncelikle; neden 57. Surenin adı DEMİR? Bunun insandaki ve Evrendeki karşılığı nedir? 

a) Demir insan vücudunda CYTOCHROME P450 (CYP) adı verilen enzimle tutuluyor. İnsan genomunun (İNSAN GENETİK ŞİFRESİNİN) diziniyle, CYP gen sayısı 57 olarak belirlenmiştir ve çoğu otozomal kromozomda bulunur.

b) Tamamı 114 sure olan Kuran'ın ilk yarısı 57 ve adı Demir: Evreni oluşturan bütün atomların oluşması iki aşamada gerçekleşiyor. Yaratılışın ilk yarısı da DEMİR atomunu ortaya çıkaran bir SUPERNOVA yıldız patlamasıyla tamamlanmış oluyor. Buradan Okuyabilirsiniz:  NÖTRON YILDIZINDAN İNSANA

 Demir metabolizması, bedenimize saldıran mikroorganizmalara (bakteri, virüs, mantar) karşı savaşmak için doğuştan gelen bağışıklık sistemini desteklemede önemli bir rol oynar. Vücut içinde elektron transferini sağlar ve düzenler.

İNSANDA GÜÇ/KUDRET OKSİJENİN YANMASIYLA SAĞLANIYOR, BU OKSİJENİ KAN VASITASIYLA BÜTÜN BEDENE YAYAN DA YİNE "DEMİR"DİR. 

Kandaki Hemoglobin içinde, "hemoglobin" kelimesindeki, "hem=heam"leri gösteren şemanın tam ortasında, merkezde FE= Demir elementi yer alıyor.

Merkezdeki gri=demir, mavi=azot, siyah=karbon, beyaz=hidrojen, kırmızı=oksijen

Ayette geçen "görmeden yardım edenleri belirlemesi" işlemiyle demirin ne ilişkisi olabileceğine de bakalım. Bununla ilgili olarak Mutaffifîn Suresi 14. Ayet'i de kısaca görüp birlikte anlamak lazımdır: "Hayır ve asla! Gerçek şu ki onların işleyip kazandıkları (kötülükler nedeniyle) kalpleri üzerinde pas bağlamıştır." Öncelikle kalp kelimesinin fiziki olarak kalbimizi anlatmasının yanında "gönül" anlamında "aklımıza/inancımıza" da işaret ettiğini farketmek lazımdır. Paslanma genel olarak bir şeyin oksitlenmesidir yani "oksijen yüzünden bozulmasıdır". Vücudumuzda, beynimiz dahil oksijeni ulaşması gereken yere götürme işinin demir sayesinde olduğunu yukarıda anladık sanırım. "İnanç/iman" aynen ayette belirtildiği şekilde "görmeden bilmeyi" tarif eder. İnanç eksikliğinin ise insanda "gece/ay/şeytan" olarak ifade edilen beynimizin sol yarısı olduğunu burada açıklamıştım:  Arş - Beyin - Akıl - Şeytan - Vesvese - Kader - Sağdan Soldan Verilecek Kitap - Boynunuzdaki Talih Kuşunuz Demek ki, beynimizdeki bu oksitlenme olayı, sol beyin ve sağ beyin arasındaki ilişkinin sağlanmasında sol beyine meyletmeye sebep olan bir fonksiyona sahip gibi duruyor. Karar mekanizmamızda ya sol beyin etkisi güçleniyor ya da sağ beyin etkisi zayıflıyor olmalıdır ve beynimizin fonksiyonlarının demir (ve bakır) dengesiyle çok yakın ilişkisi olduğu zaten bilinen/kanıtlanmış bir gerçektir. Faket mekanizmasının nasıl çalıştığı henüz tam olarak anlaşılamamıştır.

DEMİR - BEYİN ilişkisi, GÖNÜL GÖZÜ AÇILMASI (?)  Başka surelerdeki ayetlerde, Hz. Süleyman'a hem demir hem de  bakır verildiği bildirilmiştir. Bu iki metalin ilk işareti olan savaş ve savunmayla alakalı olmasından başka, derininde "BİR BİLİM" olması Hz. Süleyman'a verilmiş olan zihinsel güçlerle (iyi yönetim ve doğru karar verme yeteneği), "sadece yüzde beşini/onunu kullanıyoruz" dediğimiz beynimizi tam kapasite kullanabilmemizle alakalı olduğu bence aşikardır. "Görmeden bilmek" ifadesi iman etmekle ilgili olmak zorundadır ki bunun da "demir" ile alakalı olduğu ayette net olarak söyleniyor. Ayette geçen "Ölçü/nizam ve kitap" kelimelerinin işaret ettiği de bu bilimsel oranlarla ilgilidir. Umarım yakında anlamak mümkün olur inşallah. (Not. kandaki demir oranıyla ilgisi yoktur, beyindeki demir atomu iyonlarıyla ilgilidir).

Normalde doğada en çok bulunan haliyle demir atomu, proton sayısı olan 26 ve atom ağırlığı olan 56 numaralarıyla tanımlanır. 56 - 26 = 30 sayısı da atom içindeki nötron sayısını verir. Bu sayılar hafif farklılık gösterebilirler ve bunlara da aynı atomun izotopları denir. Dengeli izotoplar yanda görülüyorlar.

Sure ve ayet numaralarına bakınca; beynimizde üretilen radyoaktif 25 protonlu ve 32 nötronlu bir atomun 25Fe57, insan için çok faydalar sağlayacağı söylenebilir. Bu yönde yapılacak çalışmaları yakından yakip etmek gerekiyor.

Yazının daha da çok uzamaması içi, yazdıklarımın detaylı bilimsel karşılıklarını vermedim. İlgisi olan veya teyit etme ihtiyacı duyanlar internette ciddi bilim ve üniversite sitelerinde kolayca bu detaylara ulaşabilirler.

Son Cevap: Neden Demir = Fe = Yıldız. Çünkü Yüce Allah bunu bize 1400 yıl önce böyle olacak diye Evrenin Alfabesi olan KURAN harfleri ile bildirmiş. Aynı, güneşi, yıldızı yutan "karadelik" için "kara balçıklı göze" diye bildirmiş olduğu gibi. Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz: Evrenin ABC'si

Ü26. Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.
HZ. İBRAHİM SOYUNDAN GELENLER ARASINDA HZ MUHAMMED DE OLDUĞUNA GÖRE, ÇOĞU YOLDAN ÇIKMIŞ OLANLAR MÜSLÜMANLARI DA KAPSIYOR. UNUTMAYINIZ Kİ KURAN'IN İLK MUHATABI ZATEN SİZLERSİNİZ/MÜSLÜMANLARDIR.

V27. Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
SÜNNETULLAH'I BIRAKIP "EHLİ SÜNNET"İ UYDURANLAR DA YOLDAN ÇIKAN MÜSLÜMANLARI  KAPSAMAKTADIR. ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN ORTAYA ÇIKMIŞ OLABİLİR ANCAK KURAN'A DÖNMEZLERSE SONLARI HÜSRAN OLACAKTIR. YUKARIDA 17. AYETTE AÇIKLANMIŞTIR.

Y28. Ey inananlar! Allah'tan korkun, O'nun Resulü'ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir
FARKLI AYETLERDE ANLATILDIĞI GİBİ KURAN İNSANLIK İÇİN NURDUR. BU NURA ERMEK İÇİN IŞIĞIN KAYNAĞI OLAN KURAN'A YÖNELMEK ZORUNLULUĞU TEKRAR HATIRLATILMAKTADIR. ALLAH BÜTÜN BU HATIRLATMALARIYLA BİZE RAHMET ETMEKTE VE AKLIMIZI BAŞIMIZA ALMAMIZI ÖĞÜTLEMEKTEDİR. YANLIŞ UYGULAMALARI BIRAKIP BU IŞIĞIN/NURUN YOLUNA GİRENLERİ ALLAH YİNE BAĞIŞLAYACAKTIR.

Z29. Böylece Kitab ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
BURADAKİ KİTAP EHLİNE MÜSLÜMANLAR DA DAHİL ÇÜNKÜ MÜSLÜMANLARIN DA BİR KİTABI VAR, ÇOĞUNLUK TERK ETMİŞ OLSA BİLE. AYETİN DEDİĞİ ŞUDUR: BİZ KURAN'A İNANIYORUZ DEMEKLE KURTULAMAZSINIZ, KURAN YOLUNU BIRAKIP BAŞKA YOLLARA SAPTINIZ VE AYRICA ŞEYTANINIZ OLAN SOL BEYNİNİZİN DÜNYEVİ ARZULARINA GÖRE YAŞADINIZ. SADECE MÜSLÜMANIZ VE KİTABA İNANIYORUZ DEMEK YETERLİ DEĞİLDİR, KİTABA YANİ KURAN'A TÂBİ OLARAK İYİ İNSAN OLUP İYİLİK YAPMANIZ, DÜRÜST ÇALIŞMANIZ, BARIŞ İÇİN UĞRAŞMANIZ VE KÖTÜLERE KARŞI KOYMANIZ GEREKİYOR. KURAN'DA OLMAYAN VEYA KURAN'A UYGUN OLMAYAN HER ŞEYİ DE REDDETMELİSİNİZ. 

Fe

 

 

  
4393 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam880
Toplam Ziyaret1162455
Linkler