MÜŞRİK Müslümanlar = Yeni Ehl-i Kitap ![]() Müşrik Müslümanlar = Yeni Ehl-i Kitap = Bugün Müslümanların Çoğu
Yusuf 106. Onların çoğu ancak ortak koşarak (bir yönden mutlaka şirk katarak) Allah’a iman etmektedirler.
Bu ayetin ve aşağıdakilerin cahiliye dönemi Araplarına seslendiğini düşünüyorsanız büyük hata ediyorsunuz. Kuran'da her bilgi ve her öğüt bizim içindir, Kuran'ı okuyan içindir. Resul zamanında da, şimdi de Allah'a inananların çoğu mutlaka az veya çok şirke batmıştır, ayetin söylediği budur.
Ankebut suresi 46. Ayetinde “Ehl-i Kitap” olanlardan bahsediyor: Onlardan zulmedenleri hariç olmak üzere- Ehl-i Kitapla sadece en güzel yaklaşımla mücadele edin ve onlara deyin ki: “Bize indirilene de size indirilene de inandık. İlahımız ve İlahınız birdir. Biz O’na teslim olanlardanız.”
Ehl-i Kitap denince herkesin aklına sadece Yahudi ve Hristiyanlar gelir. Oysa surenin devamını okuyun. 47. ayet diyor ki: “Sana Kitabı böylece indirdik; kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar.” 51. ayet ise soruyor: “Kendilerine okunan bu Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” Yani konuşma, kendilerine Kitap okunan ama Kitap kendilerine yetmeyen kimselerle devam ediyor. Ve Ehl-i Kitaba seslenen bu konuşmanın devamında, 61. ayette onlara şu soru soruluyor. Okuyun ve kendinize sorun: Bu soruyu bugün bir Müslümana sorsanız cevabı ne olur?
Ankebut 61. Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?' diye soracak olursan, şüphesiz: 'Allah' diyecekler. Şu hâlde nasıl oluyor da çevriliyorlar?
Elbette “Allah” der. Yahudiler ve Hristiyanlar da “Allah” derlerdi, Kuran bunu bize onların ağzından aktarıyor: “Yahudiler ve Hristiyanlar, biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz dediler” (Maide 18). Allah’ın berisinden dostlar edinenler bile “onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” derler (Zümer 3). Demek ki “Allah” demek, şirkten kurtulmaya yetmiyor; Yusuf 106 da tam olarak bunu söylüyor. Yukarıdaki ayet sadece kendilerine kitap verilmiş olan Yahudi veya Hristiyanlardan bahsetmiyor, kendilerine Kuran verilmiş olan Müslümanlara da sesleniyor. Bugün bu soruya “Allah” diye cevap veren Müslümanlar her şeyi yaratanın Allah olduğuna inanıyorlar, fakat yasak ve şirk olduğu halde Allah’ın yanında resulleri de övüp duruyorlar. Oysa Allah Kuran’da besmelenin ardından ilk ayetinde diyor ki: FATİHA: Bütün övgüler, hamd sadece Allah’ındır.
Fatiha 2-4. “Hamd, din gününün maliki, alemlerin Rabbi Rahman ve Rahim olan Allah’adır. Ankebut 63. … De ki, hamd, bütün övgüler Allah’adır.
Sevgili peygamberimiz her türlü övgüye layıktır. İslamı anlatırken ondan örnek vermek ona selam etmek ve onu örnek almak güzeldir. Ancak, Allah'a ibadet ederken, sadece ve sadece ALLAH diyeceksiniz ve Allah'ı öveceksiniz (Allah'a hamd edeceksiniz), başka hiç kimseyi anmayacaksınız. Yukarıdaki ve aşağıdaki ayetlerde de, bu yazıda da anlatılan konunun özü budur: Müslümanları şirkten kurtarmak.
Saffat suresi 181 ve 182 (son 2 ayeti): Gönderilen bütün elçilere selam olsun! Övgü, hamd ise sadece Allah'a aittir.
Resulleri insani vasıflarıyla övebilirsiniz ancak bunu Allah'ı överken, Allah'ın adının yanında yapamazsınız, aksi halde bu ayetleri inkar etmiş ve Allah'a ortak koşmuş olursunuz.
"Namazın, yani ibadetin ardından" resule selam etmekte, Allah'a eş tutmadan övgüler okunmasında sakınca yoktur. Resuller her türlü övgüye layıktır, severiz ve saygı duyarız, Allah'ın “resullere selam olsun” ve “Kitapta onları an” emirleri olan ayetlerine göre onlara selam ederiz (Saffat 181, Neml 59, Ahzab 56, Meryem 41). Bunu Allah'a ibadet ederken değil, ibadet bitince, namazın ardından yaparız; çünkü “Mescitler Allah'ındır, Allah ile birlikte kimseye yakarmayın” (Cin 18). Ancak sadece Allah'a ibadet ederiz ve bu ibadet sırasında başkasını övemeyiz. Örneğin şifayı da sadece Allah'tan diler bunun için ve her şey için Allah'a dua ederiz. Zümer 44. ve Secde 4. ayetlerde "şefaat sadece Allah'ındır" yazıyorken siz "şefaat ya resulullah" derseniz Allah'ın ayetine aykırı iş yapmış olursunuz ve hiç farkına varmadan hafiften şirke bulaşırsınız (müşrik olursunuz).
"Secde 4. ... O'nun dışındakilerden size ne bir dost vardır ne de bir şefaatçi. Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?"
Ahzab 56. ayeti öne sürüp salat kelimesini övmek veya üstün kılmak zannederek “işte resulü övmek emirdir” diyenler, aynı surenin 43. ayetini ya anlamamışlardır ya da okumamışlardır: “Sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salat eden O’dur, melekleri de.” Allah ve melekleri sadece peygambere değil, bütün müminlere salat ediyor. Resule de müminler için salat etmesi emrediliyor: “Onlara salat et, senin salatın onlar için bir huzurdur” (Tevbe 103). Demek ki salat, Allah’ın yanında yapılan bir övgü değil, destek ve yardımdır: Allah’ın, meleklerin, resulün ve müminlerin birbirine verdiği destek. Resule salat etmek, ona destek olmak ve getirdiği Kuran’a sahip çıkmaktır; onu Allah’ın yanına yükseltmek değil.
Bunun gibi pek çok hassas konu var anlamadığınız, o yüzden Allah Yusuf 106'da diyor ki "onlar şirke bulaşmadan Allah'a iman etmezler." Çok narin konudur şirk meselesi, çok dikkatli olmak şarttır. Karıştıranlar için; kafir ile müşrik aynı değildir. Müslüman ile mümin aynı değildir. Bu yüzden, Müslüman olabilirsiniz ancak bu mümin olmak için yeterli değildir; Allah'ın ayeti söylüyor bunu:
Hucurat 14: Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Çoğunluk olarak, ayet okumakla "dua ve ibadet" etmeyi birbirine karıştırmışsınız. Bütün millet aynı hataya düştüğü için Allah'ın ayeti size doğrusunu söylüyor "onlar mutlaka bir taraftan şirk katarlar". Farkında olmadan siz de şirk katıyorsunuz ve şirk katana müşrik denir. Açıklayayım; 1) Resuller Allah'ın kitabına ayetlerine aykırı bir şey söyleyemezler, ancak başka insanlar resullerin sözünü o söylemiş gibi eğip bükerler ve bu da şeytanın görevidir. Kitaba aykırı hadislere inanıp da Kuran ayetine karşı çıkanlar doğrudan müşrik olurlar. Çünkü Allah, Kitaba rağmen din adamlarının sözüne uyanlar için açıkça şirk der: "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler… O, onların ortak koştuklarından münezzehtir" (Tevbe 31).
2) "Ayetler diyor ki sadece Allah'a yakarın" bu yakarma dua etmektir, ne dilerseniz Allah'tan dileyeceksiniz. Siz tutup da Yüce Allah'ın vefat ettirdiği, sizi duyması mümkün olmayan resulden şifa dilerseniz, hadislere uyup da "şefaat ya resulullah" derseniz resule yakarmış oluyorsunuz ve farkında olmadan Allah'tan resule bir pay biçiyorsunuz ki bu da şirktir. Ancak, örnek olarak şöyle diyebilirsiniz: "Rabbim, resulün bize şefaat etmesine izin ver."
3) Şefaat edebilme konusu sadece Hz Muhammed'e mahsus bir şey de değil ve hadis de değil, ayetlerden türetilmiş yanlışlar bunlar. Çünkü resuller de başkaları da Allah izin verirse şefaat edebilirler. Ayetler diyor ki Allah katında ve kıyamette: "Ta-Ha 109. O gün sınırsız rahmet sahibi Rahman'ın izin verip, sözünden hoşnut olduğu kimsenin dışında hiç kimsenin şefaati, kayırması fayda vermez." Başka ayetler de aynısını söylüyor, bir örnek Sebe 23.
4) Resul sağ iken ona "benim için dua et, benim için Allah'tan şefaat dile" diyebilirdiniz. Bugün ise bilmeden resule beyhude yakarıyorsunuz; resul sizi zaten duyamaz, çünkü ayetler diyor ki: "Allah'ın berisinden çağırdıklarınız/yakardıklarınız sizi duyamazlar ve hiçbir şeye güçleri de yetmez zaten (Fatır 13-14)." Kıyamet gününde de onlar sizin şirkinizi inkar edecekler ve size düşman olacaklar (Fatır 14, Ahkaf 6). "Araf 194. Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız şeylerin hepsi hiç şüphe yok ki, tıpkı sizler gibi yaratılmış varlıklardır. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz, haydi onları çağırın da dualarınıza cevap versinler." "Araf 197. O'ndan başka dua ettikleriniz ne size yardımda bulunabilir ne de bizzat kendilerine yardım edebilirler."
Bu yazılanları okur da inkar ederseniz ayetleri ve Kuran'ı inkar etmiş olursunuz. Aksi halde o ayetleri sizin kendi aklınızla açıklamanız gerekir.
++++ Fırtınaya yakalanmış bir gemide bugün bir Müslüman ne der? Elbette sadece “Allah” der, sadece Allah’a sığınır. O yüzden aşağıdaki ayet bugün bize de diyor ki, onlar (Allah'a inananlar, bugün de Müslümanlar) zorda kaldıklarında “Allah” derler ama rahatladıklarında hemen Allah’a şirk koşarlar. Ankebut 65. Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar. Ya aşağıdaki ayette “Gökten su indirip ölmüş yeri dirilten Allah’tır” diyenler? Bugün bu soruya en yüksek sesle “Allah” diye cevap verenler kimlerdir? Ankebut 63. Onlara (Ehl-i Kitaba): “Kim gökten suyu indirip de ölmüş olan yeri onunla diriltti?” diye sorsan “Allah'tır” derler. De ki, “Hamd, tüm övgüler Allah’adır.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. Aynı şekilde, bu ayet de elbette Müslümanlara da sesleniyor. Fakat Müslümanlar şirk koştuklarının farkında bile değiller. Neden mi: ayetin dediği gibi onların çoğu akıllarını kullanmaz. Onlar zora düşünce Allah derler fakat rahatken ibadet ettiklerinde, Allah’a hamd edip O’nu yüceltirken, yanında mutlaka resullere de pay biçerler. Allah bunu kesinlikle yasaklamıştır. Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar “İsa Allah’ın oğludur” dediler (Tevbe 30). Müslümanlar Kuran’ın uyarıları ve “resul de sizin gibi insandır” diyen ayetler karşısında elbette ki “Muhammed Allah’ın oğludur” diyemezlerdi. Peki onlar ne yaptılar? Resulü de Allah’ın yanında övmekten bir türlü geri duramadıkları için “Muhammed alemlerin efendisidir” derler ve buna benzer farklı övgüler dizerler. Oysa Kuran'da alemlerin Rabbi sadece Allah'tır (Fatiha 2) ve resul alemlere rahmet olarak gönderilmiştir (Enbiya 107), alemlerin efendisi olarak değil. Kuran "seyyid", yani efendi kelimesini Yahya peygamber için kullanır (Al-i İmran 39); demek ki sorun efendi kelimesinde değil, resulü bütün alemlerin üstüne çıkarıp Allah'ın sıfatının yanına koymaktadır. Tek Rabbimiz Allah’tır. Elbette ki Resuller Allah’ın seçip yücelttiği kullardır fakat sadece mesajı iletmekle görevlidirler VE ayetlerin dediği gibi bütün resuller de bizim gibi sadece insandılar. Resul olmadan önce de resul olduktan sonra da günah işleyebilirler. Ayetler böyle diyor: FETİH SURESİ 1 ve 2: Şüphesiz biz senin için, apaçık bir zaferin önünü açtık. ki ALLAH, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru yola iletsin.
Muhammed 19: Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir. +++ Biliyoruz ki Allah katında, O’nun nezdinde her insanın olduğu gibi her resulün de farklı farklı dereceleri vardır. Bu konuda, yani resullerden kimin kime üstün olduğu konusunda ise biz insanlara bir sıralama verilmemiştir; ayetler yalnızca bazı ayrıcalıkları anar. (İnsanlar için) Al-i İmran 163. Onlar Allah katında derece derecedir. (Resuller için) Bakara 253. İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. … Ancak biz insanlar nezdinde Allah’ın açık emriyle, hiçbir resulü bir başka resulden üstün tutamayız, tutmamalıyız. Çünkü ayet diyor ki: Bakara 136. Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile, bütün peygamberlere Rablerinden kendilerine verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na (Allah’a) teslim olmuş kimseleriz.” Allah ayetiyle böyle bildiriyor bize ama insanlar ne yapıyorlar? Allah yasakladığı halde, her biri kendi resullerini en üstün görüyorlar, Müslümanlar geri durur mu hiç? Onlar da aynısını yapıyorlar. Siz, kendinizi hak yolda zannediyorsunuz. Oysa sizin ibadetiniz de, benzer derecede yozlaşmış durumda. Kuran ayetleri, ders alalım diye, eskilerin bozulmalarını anlatıyor ya, şu an, siz o eskiler durumundasınız. Kuran, size söylüyor. Ehl-i Kitap denilenler, sadece Yahudi veya Hristiyanlar değiller. Sizin de eskittiğiniz, rafa kaldırdığınız bir kitabınız var, değil mi? Şimdi artık, sizler de Ehl-i Kitapsınız, evet, sizsiniz. Kendinize geliniz.
+++
Allah’ın resulü olduğuna iman ettikleri Musa’nın peşinden Mısır'dan ayrılan İsrailoğulları, yolda ilk defa karşılaştıkları bir kavimdeki insanların, kendilerince oluşturdukları özel bir puta tapıyor olduklarını gördüler. Bunu gören İsrailoğulları durur mu hiç, yanlarında Allah’ın elçisi olduğu halde, hemen “biz de bir put isteriz” diye tutturdular (Araf 138-139). Zor da olsa, Musa onları sakinleştirerek bunun çok büyük bir yanlış olduğunu anlattı onlara. Bir süre sonra Musa, Allah’ın verdiği bir görevi gereği, çok değil, sadece 40 günlüğüne yanlarından uzaklaştığında ise yine olanlar oldu. Musa döndüğünde gördü ki, halkı onun öğrettiklerini saptırıp "böğürmesi olan" bir buzağıyı ilah edinmişler. Hem de yanlarında Musa’nın kardeşi ve kendisi de Allah’ın resulü olan Harun bulunduğu ve onları bu yanlışlarından döndürmeye çabaladığı halde (TaHa 90). Aslında yukarıdaki her iki örnekte de, İsrailoğulları Allah’a inanmaya devam ediyorlardı fakat, yanlarında Allah’ı sembolize edecek, kendisine kudsiyet atfettikleri “maddi” bir şey görmek istiyorlardı. Neye benzediğini hayal etmeleri bile imkansız olan bir yaratıcıyı düşünebilmek yerine, onu temsilen elle tutulur dokunabilecekleri bir şeye tapınmak çok daha kolaydı. Bu durum Musa öncesinde de böyleydi ve Musa sonrasında da hiç değişmedi. Farkında değilsiniz ancak, sevgili peygamberimiz Muhammed sonrasında da hiç değişmedi zaten. Bu “kutsiyet sahibi ilahi” sembol bir boğa, buzağı heykeli veya başka bir put olabileceği gibi özel bir insan da olabilirdi: Ve... Bu tanıma girebilecek en uygun insanlar ise elbette ki, Allah’ın resulleri olacaktı. Ne de olsa resuller ve nebiler Allah’ın özel olarak seçip yücelttiği ve koruduğu “kutsal(!) ilahi(!)” kişilerdi. “Kutsal, İlahi” kısmını ünlemle tırnak içine aldım çünkü resuller ve nebiler elbette Yüce Allah'ın seçip yücelttiği, yardım (salat) ettiği kullardır ama onlar da ancak diğer insanlar kadar ilahi olabilirler, yani ilahi değillerdir. Hepimizi aynı ilah, kendinden başka ilah olmayan Allah yarattı. Ayetler de defalarca diyor ki, Muhammed peygamberimiz dahil bütün peygamberler sizin gibi yer içer, etrafta dolanırlar ve bu anlamda ölümlü normal birer insandırlar (Furkan 20). Allah resullerini seçip diğer insanlara üstün kılmıştır ve zaten ayetler de bütün insanlar için diyor ki "biz (insanlardan) bazılarını diğerlerine üstün kıldık...(İsra 21). Bu kıyas, insanlar/kullar arasındaki bir durumdur ve insanları sınamak içindir. Birinin patron diğerinin işçi olması veya birinin müdür diğerinin şef olması, amir-memur ilişkisi gibidir. Bu sebeple resullere saygı duymak ve onları sevmek, onlara itaat etmek gereklidir ve bu Allah'ın emridir. Ancak; Allah ile kulu arasında böyle kıyaslama yapma gibi bir durum yoktur, olamaz çünkü İbadet, hamd ve ilahi konumda ele alındığında, bütün iltifat ve övgüler sadece ve sadece Hamid olan Allah'a ve bütün kutsiyet sadece ve sadece Kuddüs olan Allah'a aittir. Resullere ise saygı duyacaksınız ve onlara selam edeceksiniz (Saffat 181). Ancak, ibadetinizde onları Allah ile birlikte anıp da yüceltmeye kalkarsanız ŞİRK'e batar ve MÜŞRİK olursunuz.
Fatır 10. Kim yücelik ve üstünlük dilerse bilsin ki, yücelik ve üstünlük yalnız Allah'a aittir. Bütün güzel sözler O'na yükselir, bütün doğru ve yararlı işleri O yüceltir. Sinsi şekilde kötü fiiller tasarlayanlara gelince, onları şiddetli bir azap beklemektedir ve onların bütün tertipleri de, yok olup gitmeye mahkumdur. Fatiha 2-4. “Hamd, din gününün maliki, alemlerin Rabbi Rahman ve Rahim olan Allah’adır. Ayrıca, Allah diyor ki "Mescitler sadece Allah içindir (Cin 18)", ama bizim bütün camilerimizde Allah ile birlikte mutlaka resul de yer alıyor. Hem de şekilsel olarak eşit büyüklükte ve mertebede. Bunu, sadece "biz resule saygımızı gösteriyoruz" diyerek basitçe ele alamazsınız! Farkında olmadan, Allah'ın kuluna O'nun yanında pay biçiyorsunuz fakat bunun farkına varamıyorsunuz çünkü "şeytan sizi aldatıyor". Ayetin dediği gibi "şirk katmadan iman edemiyorsunuz, mutlaka şirk bulaştıracaksınız (Yusuf 106)". Bunu yapan "müşrik" olur, Yapmayın lütfen. Yusuf 106. Hâlbuki onların çoğu, ancak şirk katarak (müşrik kimseler olarak) Allah'a îmân ederler. (Hem inanırlar, hem de bir taraftan şirke bulaşırlar).
Şimdi bakalım mı Musa’nın yokluğunda kavminin ne yaptığına? Önce ilgili ayetleri (2 ayet) yazalım ve bunların ne anlattığı hakkında mantık yürütelim (aman sakın ha, Kuran ile ilgili felsefe yapmayalım). TaHa 87. ayetinin 3 ayrı mealini veriyorum, diğer meallerin de bunlardan farkı yok. Sanmayın ki Araplar bunları farklı şekilde anlıyorlar ya da doğrusunu biliyorlar. Hayır, onlar da bu meallerde ne yazıyorsa onu anlıyorlar. Hepsi yanlış anlıyor…
Takip eden ayette de Samirinin bu süsleri atıp bir buzağı, dana heykeli yaptığı yazıyor. Neden pek çok antik dinde yer alan Boğa tanrı değil de, yavru boğa, dana acaba? Buna da doğru bir açıklama getiren olmamış, ya da ben rastlamadım. Yani olay neymiş? Mısırlılardan ele geçirdikleri ziyneti, mücevheri, değerli eşyaları ateşte eritip bir heykel yapmışlar ve ona tapmışlar. Vay Canına… Vay ki vay… Bu ayette ne ateş kelimesi geçiyor ne de eritmek… “Süsler", yani güzel bilinen madeni, gümüş altın vs şeyler anlamında tek bir kelime var sadece. Allah’ın izniyle bu ayetin bize verdiği mesajı yazıyorum. “Dediler ki: Aslında biz size verdiğimiz sözden dönmedik, bilakis Mısırlıların yüklerinden/süslerinden = inançlarından adetlerinden putlarından yüklenmiştik, yani bunlar iliklerimize kadar işlemişti. Onları attık, yanlışlarımızdan kurtulduk. Aynı şekilde Samiri de attı.” Ayette geçen "süs" kelimesi ز۪ينَةِ ile Musa peygamberin Mısır bilginleriyle yarışıp asasıyla mucizeler sergilediği ve antik Mısırlılar için kutsal sayılan gün olan "süs günü"ndeki "süs" الزّ۪ينَةِ aynı kelimedir (TaHa 59). Süs günü derken, belirli bir günden bahsedildiği için birçok dilde kullanılan belirlilik takısı olarak Arapça "el" ön-eki vardır, Latin dillerindeki la, le, il ve İngilizcedeki the imleçleri gibi. Ön-eki ayırdığımızda, ön-ekin harfe kaynaşmasından gelen şedde de kalkar ve aynı olduklarını net olarak görebilirsiniz: ال + ز۪ينَةِ Süs kelimesinin bayramlar gibi kutsiyet içerdiğini net olarak görüyoruz. Ne diyor İsrailoğulları biliyor musunuz? Ey Musa, sen bize Allah’ın hak dinini getirdin. Ancak, yüzyıllar boyunca bizim inançlarımıza adetlerimize Mısır inançları, putları karışmıştı, bozulmuştu. Samiri’nin başlatmasıyla, onun öncülüğünde aramızda konuştuk, tartıştık “felsefe yaptık” ve senden öğrendiklerimize göre, Mısırlılardan kalan yanlış tarafları, hatalı inanışları ayıklayıp onlardan vazgeçtik. Samiri de vazgeçti. Tartışmaların sonunda hepimiz Samiri’nin fikrini, çıkarımını, felsefesini kabul ettik. O da bize doğru gibi gelen yeni bir ilah kavramı sundu ve bizler de onun yeni ilah fikrini doğru zannettik. Olay da bu kelimede; “zan” etmek. Oysa Allah ayetinde diyor ki “. .. onlar gerçeği anlamazlar, ancak zan, sanı içindedirler (Necm 28)” ve ayrıca diyor ki “zannın bir kısmı günahtır (Hucurat 12). Yani, Allah’ın dini ve emri üzerinde, bilgileri ve zekâları yetmediği halde zan ile felsefe yapmışlar ve yoldan sapmışlar. Bugünlerde de bunu yapan eğitimli(!) bir güruh var. Sorun şu ki, onlar güzel, "süslü" bir şey yaptıklarını zannediyorlar. Peki bunu yapan Samiri kendisini nasıl savunuyor? Hem Arapların hem de meal yazanların anladığı genel olarak şu şekilde (TaHa 96): 1) “ (Samiri) Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm ve elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (buzağı heykelinin içine) attım. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi. 2) Sâmirî şöyle dedi: “- Ben İsrail oğullarının görmedikleri Cibrîl'i gördüm de, O Resûlün izinden bir avuç toprak aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Böylece bunu, bana, nefsim hoş gösterdi.” Oysa ayette, ne Cebrail/Cibril ismi geçiyor, ne de buzağı heykeli, ne toprak diyor ne de erimiş mücevherat…
Allah’ın izniyle yazıyorum: Musa gidince, felsefeyi seven Samiri, resul'ün (Musa’nın) öğrettiklerinden bazı fikirleri tam anlayabilmek ya da eleştirmek adına (kendisi farkında olmasa bile Allah'ın denemesi olarak gelen bir ilham, yani 3. tip vahiy ile) tartışmaya açıyor. TaHa 85. (Allah) Dedi ki: “Biz senden sonra kavmini bir deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.” Vahiy konusunu burada okuyabilirsiniz: Vahiy Anatomisi Bu tartışma sonunda, Mısır’dan kalan ve Musa’nın dediklerine ters düşen yüklerini, adet ve inanışlarını bırakmaya karar veriyorlar. Musa’nın anlattıklarını tam olarak kavrayamamış, hazmedememiş olan İsrailoğulları ve Samiri, o noktada duramayıp, tartışmaların ardından kendi akıllarınca en doğru olanı buluyorlar ve yeni bir ilah kavramı ile, karşılığı olarak da "maddi" bir şey ortaya çıkarıyorlar. Hristiyanların önünde eğildikleri ve İsa'yı temsil eden haç gibi. Kuran'da heykel veya resimleri yasak ya da haram kılan hiçbir emir yoktur. Aksine, Kuran Süleyman için cinlerin heykeller yaptığını anlatır (Sebe 13). Yasak ve haram olan şey, insanların yaptıkları resim veya heykelleri ilahi veya kutsal görmeleridir. Ancak, Kuran'da verilen örneklerden korkan Müslümanlar, ne olur ne olmaz diye bunları tamamen yasaklamış ve günah ilan etmişlerdir. Maalesef, kraldan çok kralcılık yapmak kesinlikle iyi bir şey değildir ve o yüzden Allah diyor ki Allah'a yalan uydurup "şu helaldir, bu haramdır" diyenler kurtuluşa eremezler ve onları acı bir azap beklemektedir (Nahl 116-117). Maide 87., Araf 32., Yunus 59. ve Nahl 116. Ayetlerde, dört kere ayrı ayrı “Allah’ın haram kılmadığını, kimse haram kılmasın” diye insanlar uyarılmıştır. Tahrim 1. ayette ise bu uyarı resulün kendisine yapılmıştır: "Ey Nebi! Allah'ın sana helal kıldığını neden kendine haram kılıyorsun?" Bu tekrarlar, konunun ehemmiyetini yeterince ortaya koymaktadırlar çünkü Allah bilmektedir ki, bu husus insanlar arasında büyük sıkıntılara yol açacaktır. Haram konusunu buradan okuyabilirsiniz: Haram yiyecekler ve Alkol - Haram evlilikler ve Zeyd’in eski eşi
Peki Araf 148'de "Musa'nın kavmi onun ardından kendi süslerinden böğürmesi olan bir buzağı, bir cesed edindi" deniyor, TaHa 97'de de Musa "onu yakacağız, sonra da denize savurup dağıtacağız" diyor. Bunlar sadece maddi bir heykeli mi anlatıyor? Hayır. Burada da süsler inançlardır ve artık birbirine karışmıştır: TaHa 87'de "o kavmin süsleri" (zîne), yani Mısırlıların inançları; Araf 148'de ise "kendi süsleri" (hulî), yani İsrailoğullarının kendi inançları. Biraz Mısır, biraz İsrailoğulları... İkisi birbirine karışınca ortaya ne çıkıyor? Saçma bir aceleyle ortaya konmuş saçma bir ucube inanç: BUZAĞI. Elbette bu inanca uygun bir buzağı heykeli de yapmışlardır, Hristiyanların önünde eğildikleri haç gibi; ama asıl buzağı, o heykelin temsil ettiği inançtır. Acele kelimesine dikkat edin. Arapçada buzağı (icl) ile acele (acel) aynı kökten gelir ve Kuran bu bağı tam da bu olayın içinde kurar. Buzağı anlatılmadan hemen önce Allah Musa'ya soruyor: "Seni kavminden önce acele ettiren nedir ey Musa?" Musa cevap veriyor: "Rabbim, razı olasın diye sana acele ettim" (TaHa 83-84). Musa döndüğünde ise kavmine soruyor: "Rabbinizin emrini acele mi ettiniz?" (Araf 150). Musa Rabbine acele etti; kavmi ise Rabbinin emrinden önce davrandı, emrin gelmesini beklemeden kendi akıllarınca yeni bir ilah kavramı uydurdu. İşte buzağı budur: olgunlaşmadan, aceleyle ortaya çıkarılmış bir yavru inanç. Buzağının asıl ne olduğunu da Kuran açıkça söylüyor: "İnkarları yüzünden buzağı kalplerine içirildi" (Bakara 93). Bir heykel kalbe içirilemez; ancak bir inanç kalbe içirilir, yukarıda dediğimiz gibi iliklere kadar işler. Ayetler o buzağıyı bir cesed olarak anlatır, yani sadece bir gövde, bir kalıp; Kuran peygamberler için de "biz onları yemek yemeyen birer ceset kılmadık" der (Enbiya 8). Bu kalıbın sesi vardır, böğürür ama "onlarla konuşmaz, onlara yol göstermez" (Araf 148), "onlara bir söz bile döndüremez" (TaHa 89). Böğüren ama hiçbir soruya cevap veremeyen şey, o ucube inancın kendisidir. Samiri'nin "attım" dediği kelimeye de bakın: "nebeztüha" (TaHa 96). Kuran aynı kelimeyi şu ayette kullanır: "Kendilerine Kitap verilenlerden bir grup, Allah'ın Kitabını arkalarına attılar" (Bakara 101). Yani Samiri resulün izinden bir parça alıp atmış, bir kenara bırakmıştır; aynı bugün Kuran'ı arkalarına atanlar gibi. Peki Musa o buzağıyı ne yapıyor? "Onu yakacağız, sonra da denize savurup dağıtacağız" (TaHa 97). O deniz, aynı surede Firavun'un ordusunu içine alan denizdir (TaHa 78) ve Allah Firavun ile ordusu için de aynı iki kelimeyi kullanır: "Onu ve ordularını yakalayıp denize (yemm) attık (nebeznâhum)" (Kasas 40). Mısır'dan taşınan süsler, Mısır'ın gücünün battığı yere geri gönderilmiştir. Musa o heykeli de, temsil ettiği ucube inancı da yakıp yok etmiş, denize savurup izini bile bırakmamıştır. Meal yazarları ise Araf 148'deki "süslerinden" kelimesini ve TaHa 97'deki "yakacağız" sözünü TaHa 87'nin içine taşımışlar ve olayı ateşte eritilmiş mücevherlerden yapılmış, böğüren bir heykele indirmişler; heykelin arkasındaki inancı görmemişler. İsrailoğullarının Mısırlılardan taşıdıkları "süsler" gibi Türkiye'de de eski şamanlardan kalan "süsler" bugün bile taşınıyor. Ayrıca uzun süreli ilişkide olduğumuz diğer toplumların, örneğin eski İranlıların süslerini de yüklenmişiz. Bir sürü Samiri kafalı insan Kuran'ın hak ayetlerini anlamadıkları için uydurup durmuşlar/duruyorlar ve bugünün sapkınlıkları çıkmış ortaya. Samiri adını Allah, EL belirti artikeliyle ES-Samiri diye kullanıyor (TaHa 85), İsrailoğulları da onu böyle anıyorlar (TaHa 87). Musa ise ona "Ya Samiri" diye sesleniyor (TaHa 95), çünkü Arapçada "ya" ile seslenilen isim artikel almaz. Peki neden ES-Samiri? Çünkü bu adamın adı Samiri değildir. Sondaki -î eki, İstanbullu veya Erzincanlı derken olduğu gibi, bir yere ya da bir topluluğa ait olmayı gösterir. Yani Samiri onun adı değil, memleketinden veya mensup olduğu topluluktan gelen lakabıdır; hangi yer olduğunu ise Kuran söylemiyor. Bildiğimiz bir şey var: Samiri dahil hepsi Mısırlıların süslerini yüklenmişlerdi ve Mısırlıların da kutsal boğası vardı. Nasıl ki biz Kuran'da olmadığı halde dini konularda bazı Farsça kelimeler kullanıyoruz (en başta da Kuran'daki salat kelimesinin ancak eksik manasını taşıyan "namaz" kelimesi yanılgısı gibi), İsrailoğulları da Mısır'da yaşadıkları yüzyıllar boyunca bir takım "süsler" yüklenmişlerdi. Samirinin özel olarak anılması ve diğerlerinin de buzağı hakkında hemfikir olmalarının bir sebebi de bu olabilir. Yüzyıllar boyunca Araplarla aramızda İranlılar vardı. İranlıların eski inançlarını özetleyelim mi: Eski Yunanlıların filozof ve bilge saydığı Zerdüşt'ün (Zoroaster) fikirlerine dayanan tek tanrılı bir din olan Zerdüşt inancı, eski İran'ın en köklü dinidir ve Sasaniler döneminde (MS 224-651) İran'ın resmi dini haline geldi. Yahudilik ve ardından Hristiyanlık da Mezopotamya üzerinden İran'a geldi ve her ikisi de Pers topraklarında hareketli inanç toplulukları geliştirdi. Sizler kendinizi MÜSLÜMAN zannediyorsunuz, halbuki çoğunuz Zerdüşt etkisindeki MÜŞŞAMAN'sınız.
Evet, benim açıklamalarımı doğru kabul etmeseniz bile, Allah'ın Kuran'da en çok adını andığı bir resulünün ardından, sadece 40 günde neler olabileceğini gördük. Peki bizim resulümüzün ardından geçen 1400 yılda neler olabileceğini de düşünüyor musunuz hiç? Farkında mısınız, 40 günün 12 bin katından da uzun bir süreden bahsediyoruz. Neden Musa peygamber yıllarca çobanlık yapmıştır (TaHa 18)? İşte görüyoruz, başlarında Resul olmayınca, insanlar da anında yoldan sapıyorlar. Müslümanların çoğunluğu da sapmış durumdalar ve sizler de çok büyük oranda sapmış durumdasınız fakat farkına varmanız pek mümkün görünmüyor malesef, çünkü yukarıda yazdığım gibi, Allah da böyle bildiriyor ayetlerinde. Peki, resulümüz başımızda değilse hangi yoldan gitmeliyiz: Yine de bizler şanslıyız, çünkü o buzağıyı icat ettikleri vakitlerde henüz İsrailoğullarına bir kitap verilmemişti. Bizim ise elimizde Kuran var, Allah’ın koruyacağına söz verdiği bir kitabımız var. Ancak iki temel sorunla karşı karşıyayız:
Çoğunuz da diyorsunuz ki: “Aman canım, biz Kuran’a bakmayız, peygamberimiz ne dediyse ne yaptıysa ona uyarız, Biz ehli sünnetiz”. Korkulur sizden, hepiniz çok iyi yalancı şahitlersiniz çünkü 1400 yıl öncesinde yaşananları bugün görmüş gibi anlatıp yalancı şahitlik yapıyorsunuz, sevgili resulümüzün günahını alıp duruyorsunuz. Buradan okuyabilirsiniz: Hz. Muhammed'in Günahını Almak. Kuran'daki yol Sünnetullah'tır, ehli sünnet ise peygamberimizden sonraki insanların, gerçeklerin yanına felsefeyle katıştırarak ve kulaktan kulağa aktarılarak uydurduğu bir yoldur. Allah ayetinde diyor ki “öncekilerin yolundan gitmeyin, aklınızı kullanın, sorun sorgulayın” “Onlara, Allah'ın indirdiğine uyun denilince: Hayır, biz, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız, derler; ya ataları bir şeye akıl erdiremeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler? (Bakara 170, ve pek çok diğer ayet)
FURKAN 73. Ve onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatılıp anlatıldığında, bunlara karşı sağır ve kör (gibi ilgisiz ve isteksiz) davranmayan (hemen kendilerini toparlayıp Kur’an’ı anlamaya ve uygulamaya çalışan mü’min) kimselerdir.
Ehli Sünnetin bir kısmının yaptığı da işte bu yukarıdaki ayeti inkar etmekten ibarettir. Diyorlar ki "Kuran'da ne yazarsa yazsın, resul sonradan söyledikleriyle/hadisleriyle ayetleri istediği gibi değiştirir, ve biz de sadece o hadislere uyarız. Dikkat edin, cehennem size göz kırpıyor... Resul Kuran dışında, Kuran'a aykırı hüküm vermez, veremez.
ARAF 157. …. İşte ona (resule) inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nura (Kur’an’a) tâbi olanlar, elbette kurtuluşa erenler bunlardır. ALLAH'IN YOLU SÜNNETULLAH'TIR, SÜNNETULLAH İSE KURAN'DIR.
"Allah’ın resulü aranızdadır” (Hucurat 7.) ++++ EHL-İ SÜNNET'İN ŞİRKE BATTIĞININ DİĞER BİR KANITI:
Kuran'da SunnetUllah vardır, ehlisünnet yoktur. Ehlisünnet insanların Hz Muhammed'i örnek alıp başlattıkları sonra da kulaktan kulağa ve gelenek olarak aktardıkları kurallardır ve hiçbir şey aslı gibi kalmaz, değişir ve bozulur. Allah Kuran'da buna da örnek vermiştir. Hristiyanlar bize örnek verilmiş "Hadid 27. Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak (güya) Allah’ın rızasını aramak için (kendileri uydurup türetmişlerdi), ama buna da gerektiği gibi riayet etmemişlerdi. Bununla birlikte onlardan iman edenlere (yine de) ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olan (Hakk yoldan çıkan) kimselerdi. * Allah’ın rızasını aramak için başlatılmış olsa da, bugün Ehlisünnetin işte bu ruhbanlıktan farkı kalmadı ve "atalar dini" olma yoluna gitti. Herkesin, Allah'ın emrettiği gibi Sünnetullah = KURAN yolunu girmesi şarttır.
KURAN'da "ehli sünnet" diye bir şey yoktur, SÜNNETULLAH vardır ve bu sünnet bize Kitap olarak indirilmiştir: KURAN. Ehlisünnet kavramı peygamberimizden çok sonra, aynı Hristiyanların ruhbanlığı icat ettikleri gibi insanlar tarafından türetilmiştir ancak ve maalesef, akıbeti de Hristiyanların ruhbanlığı gibi olmuştur: BOZULMUŞTUR. Doğru ve haklı yanları çok olsa da, burada açıkladığımız gibi yanlış tarafları da çoktur. Şeyhler şıhlar vb, Allah'ın örneğindeki şekilde "ruhban" olmuşlardır, şirke sapmışlardır. Allah insanlara, resule uymaları konusunda emirler veriyor çünkü Resul Kuran'da Allah'ın verdiği emirleri en doğru anlayarak insanlara açıklar, gösterir ve bunlara uymaya çağırır. Bunun yanında, ayetlerin gösterdiği şekilde, Resul'ün Kuran'ı "okumak ve tebliğ etmek" dışında bir görevi yoktur. Kuran'ı resule açıklayan da Allah'tır: "Sonra onu açıklamak Bize düşer" (Kıyame 19). Resul de kendisine açıklananı insanlara açıklar (Nahl 44); yani resulün açıklaması da Kuran'ın kendisidir. İnsan resullerin bu görevi ancak birlikte yaşamış olduğu insanlar içindir. Sonrasında ise resul görevi artık Kitabındır, KURAN'ındır. Açıklamaları buradan okuyabilirsiniz: Allah'ın resulü aranızdadır (Hucurat 7) Bakınız, Kitap konusunda Allah, Yahudiler için şöyle diyor: MAİDE 43. Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, (neden) Seni hakem kılıyorlar da, sonra bunun ardından nasıl yüz çeviriyorlar? İşte (aslında) bunlar inanmış kimseler değillerdir. Allah bize, Hz. Muhammed'e inanmayan Ehl-i Kitap Yahudilerin, hüküm vermek için TEVRAT'a bakmaları gerektiğini bildiriyor. Demiyor ki "Hz. Musa nasıl yaptıysa siz de öyle yapın". Çünkü Kesin hüküm koyucu olan Allah'ın indirdiğidir, Kitaptır KURAN'dır. SÖZ UÇAR; YAZI KALIR. HADİSLER SÖZLERDİR, AYETLER İSE YAZILARDIR. Bir kısmını buraya da dahil ettiğim Daha geniş açıklamalar için mutlaka okumalısınız: MÜSLÜMAN mısınız, yoksa MÜŞŞAMAN mısınız?
MÂİDE 41. ... Yahudilerden bazıları (Kuran'ı) yalancılık etmek için dinlerler, henüz senin huzuruna çıkmamış başka bir toplum için dinlerler. YERLERİNE OTURMUŞ KELİMELERİ YAPILARINI BOZUP DEĞİŞTİRİRLER...
Bu ayeti iyi okuyup anlayın; İslam'ı doğrudan Kuran'dan öğrenmeyenler, başka kaynaklardan öğrenenler Yahudilerin ve şeytanların değiştirdiği kelimelerle öğrenirler Müslüman olmayı. Onlar, hem "salât" gibi en önemli kavramı eksik olan "namaz" diye değiştirirler, hem de sevgili peygamberimizin sözlerini de bozup değiştirerek, dininizi yanlış öğrenmenize sebep olurlar. Ayrıca, bunları düzeltmeye çalışan Allah dostu insanları da taşlamaya kalkarlar ve sizi tam bir "sapkın kısır döngü içinde" kalmaya mecbur ederler. Sizler ise, "şeytanın aldattığı atalarınızdan kalan bu yanlışlara uyduğunuz halde kendinizi doğru yolda zannedersiniz" (Zuhruf 37 ve Bakara 170).
Allah insanları "ALLAH'ın kitabına çağırıyor fakat insanların bir kısmı hiç oralı olmuyorlar. Nereden mi biliyoruz, elbette ki ALLAH'ın emri olan KURAN ayetinden: AL-İ İMRAN 23. Kitaptan kendilerine biraz pay verilmiş olanları görmez misin; onlar aralarında hükmü uygulansın diye Allah’ın kitabına çağırıldıklarında; (önemsemeyip) bir kısmı yüz çevirerek kaçıvermekte ve arkasını dönmektedir. Bu ayet, Ehli sünnete "Allah'ın kitabına uyun" dediğimizde "hayır biz hocalarımızdan atalarımızdan duyduğumuz Ehlisünnete ve hadislere uyarız" diyenleri işaret etmiyor mu? Keşke Hz. Muhammed aramızda olsa da biz de ona uysak, fakat o aramızdan ayrılalı 1400 sene oldu ve bize ondan kalan tek hak miras KURAN'dır. Gerisi tevatür ve efsane olmuştur artık. Tartışmayı ve felsefeyi seven insanlık, bol bol felsefe yapabilmek, laf yarıştırıp vakit geçirmek için KURAN dışında hadisler satın alır ve onlarla bilgisizce ALLAH yolundan alıkoyarlar (LOKMAN SURESİ 6. Ayet). Siz zannediyorsunuz ki bu ayetler gayri müslimlere hitap ediyor. Hayır, kesinlikle hayır. Allah'ın indirdiği dışındaki kitaplardan hüküm çıkarmaya çalışanlardan bahsediyor. Hüküm sadece KURAN'dan çıkarılır: ZÜMER 27. Biz bu KURAN'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler. Ayrıca bakın bakalım "hakim = hüküm verme yetkisi" olan ve hikmetlerle dolu ne imiş: Vel kur-âni-lhakîm(i) Yasin 2. Andolsun o hakim (hikmetlerle dolu) KURAN'a. Sarıldığınız hadis kitapları hakkında Allah ne örnek veriyor biliyor musunuz? Dikkatlice okuyun ve düşünüp akledin: FATIR 40. ... Yoksa Biz onlara (Kur’an dışında) bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde mi (sanılmaktadırlar)? Sizler, hadis kitaplarını veya başka "alim sandıklarınızın" kitaplarını ALLAH'ın indirdiğini mi iddia ediyorsunuz, buna mı şahitlik ediyorsunuz? "meleklere, kitaplara, resullere" iman ettik derken bu kitaplara mı iman ettiğinizi söylüyorsunuz? HAYDİ, Allah'ın sorusuna cevap verin ve söyleyin şimdi: Sizin elinizde KURAN'dan başka, Allah'ın indirdiği bir kitabınız mı var?
Dikkat edin, rivayete göre Eyyub'un vuracağı kişi eşidir, ama Kuran'da kime vuracağı söylenmez. Kim olursa olsun, bir insana bile bir demet otla, sembolik olarak vurmak; bu ayet şefkatin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Eyyub, Rabbine "Sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye yakaran bir kuldur (Enbiya 83) ve hemen önceki ayette Allah ona ailesini "katımızdan bir rahmet olarak" geri verdiğini söyler (Sâd 43). Rahmeti her şeyi kuşatan (Araf 156) ve merhameti kendi üzerine yazan (Enam 12) Allah, sonsuz şefkati ve merhametiyle terör yaratacak bir emir vermez. Bugün için Ehl-i Kitap kelimesi Müslümanları da kapsıyor çünkü Müslümanların da bir kitabı var ve o kitabı aynen resulün şikayet ettiği gibi kenara attılar: FURKAN SURESİ 30. AYET "Ey Rabbim, kavmim bu KURAN'ı terk edilmiş bir şey edindi" . Evet, resul sizlerden şikayetçi çünkü onun gerçek HAK mirasını, KURAN'ı bir kenara attınız, başka yollarda debeleniyorsunuz. Oysa resulün kendi sözleriyle/hadislerle ilgili bir şikayeti yok ve olamaz çünkü böyle bir şeyi ancak kendi çağında birlikte yaşadıkları için söyleyebilirdi. Resulün (ve hiçbir insanın), iman etmeyenlere, inanmayanlara ceza verme yetkisi de kesinlikle yoktur ve bu yetki sadece Allah'ındır. Pek çok ayet yanında GAŞİYE Suresi 21 ve 22. ayetler bunun en güçlü delilidir: "Sen öğüt ver, sen ancak bir öğüt vericisin. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin." Konumuzla en alakalı olan ayeti de birlikte okuyalım: AL-İ İMRAN 128. Senin bu hususta bir işin yoktur. Allah ya affeder, ya azap eder. Onlar zâlimdirler. İNSANLAR yanlış anladıkları ayetler ve gelenek nedeniyle, resulün Kuran dışında hüküm koyma yetkisi olduğunu zannediyorlar. OYSA ALLAH ONLARI YALANCI ÇIKARIYOR. Resul ancak ve ancak kendisine indirilen KURAN ayetlerine göre hüküm vermek zorundadır çünkü o KURAN OKUMAKLA GÖREVLİ KILINMIŞTIR: NEML 92. “Ve Ben Kur’an’ı okumakla (anlamak ve uygulamakla) da (emrolundum).” Artık her kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim de sapacak olursa, de ki: “Ben sadece uyarıcılardan biriyim.” Allah'ın emrine göre, birisi size Kuran'dan delil sunarsa, bütün bildiklerinizi unutmak ve ayete uymak zorundasınız. Kuran'la çürütülen her hadis veya gelenek, ezberlediğiniz her şey yanlış demektir. ARAF 204. Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız. Ayetin emri açıktır: Kuran ayetleri karşısında hiçbir itirazınız olamaz, aksi halde Allah'ın rahmetinden mahrum kalırsınız. Yoksa siz Kuran dinlemeyi sadece kuzu kuzu oturup şarkı gibi dinlemek mi zannediyorsunuz? Annesinin sözünü dinleyen bir evlat için "dinlemek" ne ise, Kuran dinleyen için de anlamı aynıdır: İtaat Etmek, KURAN'a itaat edin. Kuran yerine başka kaynaklara mı bakıyorsunuz, bilin ki Allah sizi aşağılıyor ve sonunuzun cehennem olduğunu açıkça bildiriyor: Maide 44: . . . . Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, KAFİRLERİN ta kendileridirler. Maide 45: . . . . Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, ZALİMLERİN ta kendileridirler. Maide 47: . . . . Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, SAPKINLARIN ta kendileridirler. Maide 48: . . . . (ey resul) öyleyse sen de onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, . . . Maide 49: . . . . Sen de onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, . . . Araf 2, 3. (bu Kuran) insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır... .. Rabbinizden size indirilene uyun, Kuran'ı bırakıp da başka veliler/öğreticiler peşine düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. HAYDİ, bu ayetleri okuduktan sonra söyleyin şimdi: Sizin KURAN dışında velileriniz/öğretmenleriniz mi var? Siz Allah'ın emrini ve öğüdünü inkar edenlerden misiniz? "KAFİRLER misiniz, ZALİMLER misiniz yoksa SAPKINLAR mısınız?
VE NİHAYET, size içinde "hadis" kelimesi geçen 3 ayet göstereyim:Araf 185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Artık bundan sonra hangi hadise iman edecekler?
Casiye 6. İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki; Sana bunları Hakk olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar (gafil ve cahil insanlar), artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise iman edecekler?
Mürselat 50. Artık onlar, bundan (Kuran'dan) sonra hangi hadise iman edecekler?
Allah, Kuran'ın kendisini de hadis diye anar: "Allah sözün (hadisin) en güzelini, birbirine benzeyen ve tekrarlanan ayetlerden oluşan bir Kitap olarak indirdi" (Zümer 23). Yani bizim hadisimiz Kuran'dır. HAYDİ; Allah'ın indirdiği KURAN dışında veliler edindiyseniz buna göre karar verin, siz hangisindensiniz... kafir misiniz yoksa zalim misiniz yoksa sapkın mısınız? Hangisisiniz? Bence, belki de sizler bunların hiçbirisi değilsiniz ama kendinize gelmeniz için söylemek zorundayım; muhakkak ki hepiniz aklınızı kullanmakta acze düşmüşsünüz... Peki, ben size başka ne diyeyim... +++ Allah diyor ki “sadece Allah’a çağır”. Peki Müslümanlar ibadet için ezan okuyup Allah’a ibadete ve salihata çağırırken sadece Allah’a mı çağırıyorlar? Kuran namaza çağrıyı anar (Maide 58, Cuma 9) ama sözlerini vermez; ezanın sözleri insanların koyduğu sözlerdir. Ezandaki “Muhammed Allah’ın resulüdür” cümlesi ise Fetih 29’dur, bir tanıklıktır ve tanıklık şirk değildir. Şirk, resulü çağırmak, ondan dilemek ve onu Allah’ın yanında övmektir. Ezanın hemen ardından okunan salavatlarla, dualarla ve camilerimizin duvarlarında Allah’ın yanına yazılan isimle Müslümanlar her gün, hem de günde en az 5 kere bu çizgiyi aşıyor, şirke batıyor, müşrik oluyorlar. Peki namaz kılarken Allah’ın yanında resulü de övüyorlar mı? Ayeti okuyun da siz düşünün artık. Yusuf 106. Onların çoğu ancak ortak koşarak (ve bir yönden mutlaka şirk katarak) Allah’a iman etmektedirler. Allah size diyor… Bana ibadet ederken “çoğunuz” mutlaka şirke saparsınız diyor. Evet evet sana da diyor, hiç kendini temize çıkarmaya çalışma, müşrik olmuşsun fakat haberin yok. Yusuf 107. Yoksa onlar, herkesi gelip kaplayacak Allah azabından, yahut hiç haberleri yokken ansızın gelip çatacak kıyametten emin mi oluyorlar? Bu ayet de Müslümanlara sesleniyor. Aklınızı başınıza almazsanız sizi Allah’ın azabından kimse koruyamaz diye uyarıyor Müslümanları. +++ Kasas 87. Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma. Bu ayet açıkça diyor ki sadece Allah’a çağır, O’nun yanında başkasına da (mesela resule) çağırırsan müşrik olursun. Ayrıca diyor ki "Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar", her durumda hüküm sadece ALLAH'ın ayetleriyle verilecektir. Ankebut 59. Ki onlar, sabredenler ve sadece Rablerine tevekkül edenler, güvenenlerdir. +++ Peki resuller için ne yapacağız, ne diyeceğiz? Mecburen ve gönülden, Allah ne diyorsa onu yapacağız ve Allah diyor ki: Resulleri birbirinden ayırmayacaksınız ve onlara selam edeceksiniz. O zaman selam olsun Allah’ın bütün nebi ve resullerine… Adem’den Muhammed’e, hepsine… Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah. Neml 59. De ki: “Hamd olsun Allah’a ve selam olsun O’nun seçtiği kullarına! Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?” Ayeti doğru anlıyor musunuz? Övgüler Allah içindir, Allah’ın seçtiği resullere selam edilecektir. Bunu dedikten sonra neden “ortak koştuklarınızdan” bahsediyor? Çünkü farkında bile olmadan resulü, Allah’ın seçtiği bir kulunu Allah’a ortak koşuyorsunuz. Artık aklınızı kullanacak mısınız?
Sevgiler, Selamlar, |
|
12467 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |