• KURAN'DA MİKROSKOBİK & KOZMOLOJİK BİLGİLER
    • gereçler: bilim sağduyu bilgi inanç vicdan akıl adil sabır özgürlük
    • Bilim Işığın, Gölgen Cehaletin.
    • Kaçamayacaksın ışıktan, Gölgen ortaya çıkacak
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=100079071813049
  • https://www.twitter.com/@asronspace
  • https://www.instagram.com/kilavuzoglu.mustafa/
  • https://www.youtube.com/channel/UCFVG7clKZdbDuVuLZ3T68jA
İBLİS NEREDE ÇÖREKLENDİ? ŞEYTAN AYETLERİ GERÇEK Mİ?
Soru basit, cevabı da aslında oldukça net ve gözler önünde. Doğru ve duru bir bakışla hepimiz görebiliriz.

Kuran’da Yüce Allah’ın bize bildirmiş olduklarını bir araya toplayalım ve bunları akıl süzgecinden geçirip sorunun cevabını ortaya çıkarmaya çalışalım; bakalım nereye çöreklenmiş olabilir bu kahpe düşman, kibirli yılan, İblis.

  • İnsan doğru yolda olmak ister. İlk sure olan Fatiha’da bu hemen bildirilmiştir.

    Fatiha 6. (Allah’ım) Sen bizi doğru yola, sırat-ı müstakime ilet.

  • İblis insanın doğru yoldan sapmasını ister çünkü Âdem yüzünden Allah katından, yüce derecesinden kovulmuştur
    Hicr 36. (İblis) “Rabbim, öyleyse, insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.
    Hicr 37. (Allah) buyurdu ki, sen mühlet verilenlerdensin.

    Sad 82. O hâlde,” dedi (İblis), “Senin yüceliğine yemin ederim ki, onların hepsini doğru yoldan çıkarıp saptıracağım/azdıracağım!

  • İblis, Yüce Allah'tan kıyamete kadar süre ister ve Allah'da ona müsade eder. İnsanları doğru yoldan saptırmak için, aşağıdaki ayette yazılmış olduğu gibi Yüce Allah’ın doğru, hak yolunun üstüne oturur. Nedir, nerededir peki Allah'ın doğru/hak yolu?

 Araf 16. Dedi ki: 'Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.

  • Yüce Allah İblis’in bu talebini kabul eder (Araf 15, 18, Hicr 37, Sad 80). Böylece Yüce Allah İblis’i de insanları sınamak için, diğer imtihan ve sebeplerin yanında en güçlü araçlardan biri olarak kullanır. Zaten bütün bunlar Yüce Allah’ın planı ve programı dahilinde olmaktadır. Kopardığı izin sayesinde İblis, edindiği bu misyonunda çok da başarılı olur; insanların çoğu doğru yoldan sapar ve Yüce Allah’a isyan eder, O’na inanmaz olurlar.

Şimdi İblisin ”üstüne oturacağım” dediği doğru ve hak yolun ne olduğunu bize bildiren ayetlere bakmamız gerekiyor: Müzemmil 19, İsra 9, İbrahim 1, Bakara 2, 185, Enam 126, 153 vb.            

İsra 9. Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.

Bakara 2. Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'tır (Kuran).     

İbrahim 1. A.L.R. Bir kitaptır (Kuran). Onu sana indirdik ki, insanları Rab'lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarasın, O Aziz ve Hamid (yüce ve övgüye layık) olanın yoluna.

Örnek olarak kopyaladığım bu ayetlerin yeterli olduğuna inanarak tamamını buraya yazmaya da sanırım gerek kalmıyor.

Başlarken belirtmiş olduğum gibi çok net olarak görüyoruz ki, Allah'ın bize bildirdiği, ayetlerle nur olduğu söylenen, bizi hidayete erdiren olarak tanımlanan Tek Doğru/Hak Yol Kuran’dır ve bu durumda İblis’in de Kuran’ın bir yerine çöreklenmiş olduğunu düşünmek lazımdır. Bu zaten Yüce Allah’ın İblis’e yapması için izin verdiği ve insanlara sınav aracı olarak kullandığı yöntemlerden sadece birisidir.

Peki bu insan düşmanı yılanın Kuran’ın neresine çöreklendiğini nasıl bulacağız? Elbette ki yine Kuran ile bize verilen bilgilerden yola çıkmak zorundayız. Kuran, içinde hiçbir çelişki barındırmadığını defalarca tekrarlar. Öyleyse Kuran’a bakıp çelişkili gibi görünen, aklımıza takılan yerleri incelemeliyiz, ki bunu zaten bir önceki yazımda kısmen yapmış ve çelişkili gibi duran bir ayete işaret etmiştik. Bu kısa yazının bir amacı da zaten oradaki görüş ve fikirleri farklı açılardan teyit eden bir analiz ortaya koymaktı.

Şimdi ilk yazıda bildirmediğimiz fakat çelişkili gibi duran ikinci ayeti belirlemek için Kuran genelinde kısaca dolaşmak ve öğüt vermek, güzel konuşmakla ilgili olarak peygamberlere söylenen örnek ayetleri yazmak istiyorum:

Hatırlat/öğüt ver! Çünkü hatırlatma müminlere fayda verir. (51/Zâriyat 55)
Öyleyse hatırlat/öğüt ver. Sen, Rabbinin nimetiyle ne kâhinsin ne de mecnun. (52/Tûr 29)
Nisa 63. Bunlar, Allah’ın kalplerinde (gizledikleri asıl gayelerini) bildiği kimselerdir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara (onları derinden sarsacak) etkili bir söz söyle
“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve size nasihat ediyorum. Ve ben, Allah’tan (bana gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (7/A'râf 62)
Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et! Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz ki Rabbin, yolundan sapanları da hidayet ehli olanları da en iyi bilendir. (16/Nahl 125)
Şayet fayda verecekse öğüt ver/hatırlat! (87/A’lâ 9)
Korkan kimse öğüt alır. (87/A’lâ 10)
Hatırlat! Sen ancak bir hatırlatıcısın/öğüt vericisin. (88/Ğaşiye 21)

Bunlar dışında Kuran’ın kendisinin de bir “öğüt verici” olduğuna dair sayısız ayetler vardır.

Şimdi de son olarak en can alıcı turnusol kâğıdı gibi farklı olanı ortaya çıkaracak ayeti yazalım:

Cuma 11. Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni ayaküstü bırakarak oraya yöneldiler. De ki: "Allah katında olan, eğlenceden de kazançtan da hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en iyisidir."  

Yukarıdaki pek çok ayet ile ve özellikle Cuma 11. ayetin üslubu ile çelişen ve Kuran’ın özüne uygun olmayan bir ayet var mıdır diye arayalım; bir ihtimal olarak karşımıza Tevbe suresi 129. Ayet çıkıyor:

Tevbe 129. Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”

Cuma 11 ve Tevbe 129. Ayetlerde peygamberimizin yanından kaçanlara karşı ne yapması gerektiği söyleniyor. Cuma 11. Ayette, bırakıp giden giden insanlar için Kuran’ın ve yukarıya yazdığım diğer ayetlerin de özüne uygun bir şekilde güzel bir öğüt varken Tevbe 129. Ayette ise yazılanlar çok doğru olsa bile, rest çekip “giderseniz gidin” dercesine bir tavır ve söylemle karşılaşıyoruz. Unutmayın ki; ne dediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz de çok önemlidir.

HAKKA GİDEN DİĞER DOĞRU YOL:

Yüce Allah'a giden hak yol sizin aklınızdan, beyninizden ve düşüncelerinizden geçer. Şeytanın oturup çöreklendiği ve sizi sürekli aşırıya ve arsızlığa sürüklediği diğer Hak Yol ise düşüncelerinizdir, aklınızdır, beyninizdir. Yüce Allah bize sayısız ayetinde aklımızı ve vicdanımızı (kalbimizi) kullanmayı emrediyor. Güzel düşünün, güzel davranın, iyi olun ve maddi manevi her türlü iyilik yapın, vicdanınıza uymayanı reddedin. Şeytan size verdiği vesvese ile bütün bunlardan, iyilikten ve vicdanınızdan sizi saptırmak, engellemek ister. Ona sakın uymayın, yoksa bu dünyada biraz nimetlenseniz, kısa bir zevk alsanız bile sonunuz mutlaka hüsran olacaktır.

39 Zümer 45. Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi sıkışıp kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.

Şeytanın bir becerisi de şudur: Bütün ayetler sizi sadece ve sadece Allah'ı övmeyi ve sadece Allah'a çağırmayı, sadece Allah'a ibadet etmeyi emretse de, onun yanına mutlaka bir başkasını katmanıza sebep olur. Malesef, sizler de bunu severek isteyerek yaparsınız. Nasıl mı? Allah'ın yanına sürekli olarak resulünü de katarak... Okuyun ve iyi düşünün.

Neden Besmele Yok: Tevbe Suresi : Şeytan Ayeti mi?

ŞEYTANIN ŞİRK ARACI OLARAK HZ. ÜZEYİR VE HZ. İSA’YI KULLANMASI: PEKİ YA HZ. MUHAMMED?

Besmele, yaratıcı ve koruyan anlamındaki Rahman ve Rahim sıfatlarıyla ayetlerin Yüce Allah tarafından gönderildiğini ve korunmakta olduğunu ifade ediyor. Diğer taraftan Besmele "Gök" ayetler ise "Arz" çünkü ayetler bize bütüb bilgileri arz ediyor ve besmele de onların üstündeki gök. Peki neden Tevbe suresinde besmele yok? Acaba bu sure korunmuyor olabilir mi? Okudukça açığa çıkacağını umuyorum.

Hz. İsa Allah’ın elçisiyken çok kısa süre sonra nasıl olup da Allah’ın oğlu olduğu inancı doğdu ve yerleşti? Daha öncesinde ise başka bir elçi, Hz. Üzeyir de Yahudilerce Allah’ın oğlu ilan edilmiş idi. Bunun insanlar arasında bir eğilim olduğu anlaşılıyor. Canlı kanlı aralarından birisinin Allah’ın elçisi olduğu gerçeği, o elçiye verilen aşırı değer ve yönelimin sonucunda birkaç nesil sonra sapkınlık yaratıyor ve farkında bile olmadan gönüllü olarak şirke batmış oluyorlar. Açıkçası, öncekilerin destansı, abartılı anlatım ve nakilleriyle halk gönüllü olarak elçilere aşırı kutsallık yüklemeye başlıyor ve sonucunda farkına bile varmadan şirk olayı gerçekleşip yerleşiyor; bu durum da asıl inanç, gerçek din haline geliyor.

9 Tevbe 30. Yahudiler: 'Üzeyir Allah'ın oğludur' dediler; Hristiyanlar da: 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

Müslümanlar, İslam için bunun mümkün olamayacağı konusunda çok fazla eminler. Oysa benzer bir durumun İslamiyet’te de Hz. Muhammed için oluşma potansiyeli her dönem kesintisiz baş göstermiş olup günümüzde de devam etmektedir. Daha önce Hz. İsa ve Hz. Üzeyir durumunda olduğu gibi aşırı bir sapkınlık olmasa da insanlar doğrudan Yüce Allah’a yönelmek yerine Hz. Muhammed’i kendilerine aracı gibi görme eğilimindedirler. Aşağıdaki ayeti çok dikkatli okumak gerekiyor.  Ana akım medyada bile çok belirgin bir şekilde bir taraftan Yüce Allah’a ibadet edilirken diğer tarafta hemen O’nun yanına mutlaka Hz. Muhammed’i eklemektedirler. Hatta bazen dinden bahsedilirken Yüce Allah’tan çok Hz. Muhammed anlatılıp övülmektedir. Elbette ki Hz. Muhammed büyük övgüye layıktır fakat onu sürekli Yüce Allah ile birlikte anmayı aşağıdaki ayet sebebiyle endişe verici bir durum olarak görüyorum. İbadet sadece ve sadece Yüce Allah’a edilecektir ve ancak ibadetin ardından peygamberlere selam edip onları sadece anmak farz kılınmıştır.

39 Zümer 45. Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi sıkışıp kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.

İnsanlar nedense bunu çok normal görüyorlar çünkü “biz ahirete inanıyoruz” diyerek kendilerini Hz. İsa ile şirk koşmakta olan Hristiyanlardan ayrıştırıyorlar. Oysa Hristiyanlar ahirete inanıyorlar ama aynı zamanda şirk koşmakta da hiçbir sorun görmemişler. Müslümanlar doğrusunu anlamak için Kuran’ı okuduklarında bahsettiğim hususun bir şirk eylemi oluşturduğunu kolayca görebilirler. Fakat öyle görülüyor ki sorun zaten burada; insanlar Yüce Allah’ın göndermiş olduğu en son kaynak, ışık, Nur olan Kuran’ı okumak yerine kendilerine “din adamı” denilen başkalarının anlattıklarını doğru kabul edip hiç farkında olmadan yanlış bir yola sapmaktalar. Doğru yolda olan din adamlarını tenzih ederim, fakat onlar da o kadar az sayıdalar ki...

22 Hac 52. Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Yukarıdaki ayet açıkça bildiriyor ki, şeytan her dönemde peygamberlere vesvese vererek onları vahyedilmiş olan emirlere ekleme, açıklama veya başka şekilde yorum yapmaya sevk etmiştir. Ardından da Yüce Allah yine peygamberleri aracılığıyla şeytanın kattığı kesimleri düzeltmiştir. Böyle bir gerçeğin ardından insanlar nasıl olup da peygamberleri ilah edinmişler veya başka “ilave” ilahlara sapabilmişlerdir? Cevabı basittir; Yüce Allah peygamberlerinin hatalarını düzeltmiştir fakat başkaları için böyle bir koruma garanti etmemiştir ki kimler şeytanın etkisine girecek kimler doğru yoldan sapmayacak diye sınasın ve ayrıca ahirette de bunu kendilerine kanıt olarak sunup adil yargılandıklarına kendilerini şahit tutsun. Böylece insanlar adaletsiz şekilde cehenneme girmediklerini bilsinler. Yüce Allah’ın adaleti bu şekildedir.

 
Yılan ve Zakkum: Onun (zakkum) tomurcukları, şeytanların başları gibidir.. Saffat 65

Yüce Allah ayetlerinde Kuran’ı koruduğunu bildirmektedir. Bu demek değildir ki Kuran fizikken korunacaktır, öyle olsa kafirler onu yakamazlar, parçalayamazlar hakaret edemezlerdi. Kuran ancak, değiştirilmesini engellemek üzere belli bir ilahi sistem ile korunuyor olmalıdır. Peygamberlerin vefatının ardından, insanlar şeytanın vesvesesiyle Kitaba kendi yorumlarını katabilir, peygamberi anıp yüceltmek için bir iki kelime ekleyebilir fakat Yüce Allah’ın ilahi sistemiyle aklını kullanan mümin insanların bunları görüp düzeltmesi yine Yüce Allah’ın izniyle her daim mümkündür.

Bu son paragraf ile başlamış olarak şeytanın biz insanları Hz. Muhammed ile şirke sokmaya çalışıp çalışmadığını görmeye çalışalım. Mutlak doğru, mutlak güzel ve mutlak iyi olan bütün sıfatların asıl sahibi sadece ve sadece yüce Allah’tır ve bunlar elbette ki Kuran’da yazılmış olanlar ile sınırlı değildir. Fakat Kuran bize her konuda olduğu gibi bu konuda da ışık tutmaktadır. Bunun için “El Vahid” sıfatının ne anlama geldiğine bakmak yetecektir ve bu hususta bütün alimler hemfikirdir. Farklı kaynaklardan birkaçını aşağıya kopyalıyorum:

“Eşi benzeri olmayan ve zatında tek olan. Kendisinden başka olmamak, işlerinde, hükümlerinde, sıfatlarında asla ortağı ve dengi bulunmayan.

“Bir olan, tek olan; zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde asla ortağı, dengi ve benzeri bulunmayan.

O’nun (Allah’ın), sıfatlarıyla birlikte de bir ve yegâne olduğunu ifade eder 

Renklendirilen kısımlara lütfen dikkat ediniz.

Bu linkte de benim şahsen yetersiz bulduğum fakat halkın geneli tarafında sevilen Nihat Hatipoğlu’nun yaptığı kısa tanımı da izleyebilirsiniz.     
https://www.youtube.com/watch?v=SPfDKptLXPE Sonuç olarak herkesin dediği şudur: Yüce Allah’ın sıfatları sadece ve sadece kendisine aittir.

Şimdi Kuran’da 26. Sıradaki Şuara suresinde Yüce Allah’ın aynı surede tam sekiz kere tekrarladığı ayetlerdeki iki sıfatına bakalım:

 ”وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟” Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.

Şuara 9. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 68. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 104. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 122. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 140. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 159. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 175. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Şuara 191. Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.

Bütün bu tekrarların ardından ise 217. Ayet ile de bu sıfatlar dokuzuncu defa pekiştirilmektedir:

Şuara 217. O Azîz, o Rahîm olana tevekkül et / güvenip sığın.

Allah'a inananlar şöyle dua ediyor: Yüce Allah’ım, bir tek sana güvenip sığınırım, Allah'ım sen Aziz’sin, Rahim’sin.

Not: Şuara suresindeki, 39 tekrar içeren ayetin çözümü burada verilmiştir ve Kalbimizi kodlamaktadır: ŞUARA = KALP + ZAMAN, KardiyoVasküler Sistem Çözümlemesi: 

Kuran’da hiçbir tekrar gereksiz yere yapılmamıştır ve mutlaka bir amacı vardır.  Bunların, tekrarlar içeren surelerin bazılarını Yüce Allah’ın izniyle zaten bulmuş durumdayız. Şuara suresindeki bu tekrarların ve ardından yapılan pekiştirmenin de mutlaka bir amacı olmak zorundadır ve vardır; yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi şeytanın sürekli olarak insanlığı vesvese ile yoldan saptırma çabası ve “Yüce Allah’ın Kuran’ı koruyor olmasıyla” ilgilidir. Yüce Allah bize bu koruma sistemiyle ilgili açık işaretlerden birini vermektedir: “Dikkat edin, bu sıfatlar sadece bana aittir, sadece bana güvenip sığının ve sadece bana tevekkül edin”. Farkettiyseniz Allah'ın Aziz ve Rahim olduğu Dokuzuncu ayet ile başlıyor ve dokuz kere tekrarlanıyor.

Kuran’da bu iki sıfatın nasıl kullanıldığına baktığımızda bir ayet (dokuzuncu sıradaki TEVBE Suresi 128. ayet) dışında sadece ve sadece Yüce Allah için kullanıldığını görüyoruz. En doğrusunu elbette Yüce Allah bilir, biz ancak O’nun emrettiğini doğru anlamaya çalışıyoruz ve neticesinde şu soruya ulaşıyoruz:

Peki EL VAHİD sıfatıyla kesin olduğu gibi sadece Yüce Allah’a ait olması gereken her sıfat, özellikle de burada dokuz kez gözümüze sokulan bu iki sıfat O’nun dışında her kim olursa olsun bir başkası için nasıl kullanılabilir?

Bunun ancak bir yolu olabilir, tüm insanlığın düşmanı olan İblis ve onun şeytanlarının vesvesesiyle. Yüce Allah’ın “bütün peygamberlerin bile bu vesveseden payını almış olduklarını” söylemesinden sonra, biz sıradan insanların şeytanın vesvesesinden korunmamızın imkânı yoktur. Hepimizin günahları olsa da iman ve dua ile doğru yolda kalmaya uğraşıyoruz.

Elbette bu Tevbe Surei 128. ayeti bilen insanlar vardır fakat günlük yaşamında işinde gücünde olan insanların kesinlikle peygamberimize Aziz, Rahim ve Rauf dendiğinden pek haberi yoktur. Çünkü Kuran tercümelerinde bu ayetteki Yüce Allah’ın toplam üç sıfatı, tercüme edenlere bile garip ve yanlış gelmiş olmalı ki bunları hepsi farklı Türkçe kelimelerle değiştirmiştir, Aziz ve Rahim ve ayrıca aynı ayette yer alan Rauf kelimelerini hiç birisi bu ayetin meallerinde kullanmamıştır. Onun yerine "size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici" veya "size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir" diye yazıyorlar. Diyanet de aynı şekilde meal veriyor: "O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir."  Bu meallerde Rahim veya Aziz veya Rauf kelimelerini Görüyor musunuz? Peki Arapçasına bakalım mı?         قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ 

      "Lekad câekum rasûlun min enfusikum ‘azîz'un ‘aleyhi mâ ‘anittum harîsun ‘aleykum bilmu/minîne raûf'un rahîm"

Evet; diyanet bile korkup yazamamış ancak, bu yüce sıfatlar orada peygamberimiz için yazmaktadır ve pek az insan dışında hiç kimse bunu sorgulamaya cesaret edememiştir. Oysa Yüce Allah Kuran’da sürekli olarak “aklınızı kullanın” “ilimde ilerleyin” ve “Kuran’ı derin derin düşünerek anlamaya çalışın” demektedir. Maalesef geçmişte olduğu gibi günümüzde de din adamlarının büyük çoğunluğu ise bunun tam tersi için büyük bir uğraş içindedirler.

57 Hadid 27. Sonra onların izinden peygamberlerimizi peş peşe gönderdik. Arkalarından Meryem oğlu İsa’yı da gönderdik, ona İncil’i verdik, ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Kendilerinin icat ettikleri ruhbanlığa gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik, ama çokları yoldan çıkmışlardır.

Yukarıdaki ayette vurgulamak istediğim kısım sanırım oldukça açık ama yine de küçük bir açıklama yapalım: Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için Hristiyanların kendiliğinden, Yüce Allah’ın emretmediği bir şeyi ortaya çıkardıklarını ve bunun sonucunda da çoğunun yoldan çıktığı bildirilmektedir. Aynı durum İslamiyet’te de vardır fakat maalesef pek az sayıda insan bunun farkındadır ve onlar hep doğru yolda olduklarını zannederler.

Zuhruf 43. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

İblis nasıl ki Yahudileri ve Hristiyanları kendileri hiç farkında olmadan doğru yoldan saptırıp Hz. Üzeyir ve Hz. İsa’yı Allah’a ortak koşmaya inandırdıysa, aynı şeyi Müslümanlar için de yapmaya teşebbüs etmiştir ki bunu yapmaya uğraşmamış olması zaten mümkün değildir. İblis’in işi gücü, birinci amacı tüm insanlığı doğru yoldan saptırmaktır. Bunu da sadece ve ancak Hz. Muhammed’in vefatından sonra Kuran’da Yüce Allah’ın sıfatlarını Hz. Muhammed’e atfettirmek suretiyle yapmaya çalışmış olabiilir: Tevbe 128.

Her surenin başına besmeleyi yerleştirip Yaratan ve Koruyan olarak ayetlerin başında yer alan Yüce Allah, Tevbe suresinde bunu yapmayarak bize açıkça göstermektedir: Burayı korumasız bıraktım, sırf sizi denemek için. Dikkat edin, doğrudan şaşmayın. Benden başka hiç kimseye Rahim demeyin, Rauf demeyin, Aziz demeyin.

Yukarıda belirttiğim gibi Tevbe 128. Ayette sadece Aziz ve Rahim sıfatları değil ayrıca Rauf sıfatı da Hz. Muhammed’e atfedilmiştir. Yüce Allah’ın en sevdiği insan bile olsa, ki inananlar olarak hepimiz onu çok seviyoruz, Rabbimiz hiç kimseyi kendine denk tutmaz. Bunu savunmak açık açık bir şirktir ve İblis maalesef insanları bir kere daha Allah ile, O’nun sıfatları ile aldatmaktadır.

35 Fatır 5. Allah'ın vaadi haktır. O halde iğreti dünya hayatı sizi aldatmasın ve o yaman aldatıcı da sizi Allah ile aldatmasın.''

Peki, korunmuş olduğu bildirilen Kuran'da nasıl böyle bir şey olabilir? Çünkü her şey bir sınav aracıdır. Şeytanın işe karıştığını söyleyen Hac suresi 52. ayeti yukarıya yazmıştık, takip eden sureyi okursak anlayacağız:

22 Hac 53. (Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.

Açıkçası, İblis nasıl ki Hz. İsa ve Hz. Üzeyir ile hıristiyanları ve Yahudileri şirke sevketiyse, aynı şeyi Müslümanlara da yapmaktadır. Elbette ki her şey Allah'ın bilgisi ve planı doğrultusunda bir sınav aracı olarak gerçekleşiyor.

Maalesef, Yüce Allah bağışlayan ve esirgeyen olmasının yanında şirk günahının affı dahi yoktur diye bildirmiştir. Herkesin aklını başına almasını ümit ediyorum.

4 Nisa 48. Kesinlikle Allah, Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. (Artık) Kim de Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş demektir.

Ne müthiştir ki bunun tek kurtuluşu yine aynı sure ile bildirilmektedir; Tevbe suresi: Tövbe etmek

Kendisi başlı başına bir mucize olan Kuran’da her tekrarda olduğu gibi her kelime ve rakamda da alamet vardır. Şuara suresinde tekrarlanan bilginin 9. Ayette başlaması ve tam 9 kere tekrarlanması 9. Sure olan Tevbe suresine işaret edebileceği gibi, Tevbe suresinin içinde Hz. İsa ve Hz. Üzeyir’e yapılanın aynısı Müslümanların başına gelmesin diye özellikle bu sureye konmuş olması da mümkündür. Bütün Kuran’da sadece bu surede Besmele olmaması da doğrudan bir işarettir. Dahası, Kuran’ın tamamında (Tevbe 128 hariç) 13 kere yan yana geçen “Aziz ve Rahim” sıfatlarının çoğu (tam 9 tanesi) yine tek başına Şuara suresinde geçmekledir. Yüce Allah zamandan münezzehtir ve şeytanın şerrini şeytandan önce en baştan göstermek üzere ilahi işaretlerini “Kuran’ı ilahi koruma sisteminin” kendisi olan Kuran’ın içine doğrudan yerleştirmiştir. Böylesine pek çok olağanüstü durumun bu surede toplanması ve bu surenin sebep olabileceği affı kesinlikle mümkün olmayan bir günahın çaresinin de yine aynı sure içinde olması Yüce Allah’ın kesin delillerindendir ve açıklamalarımın doğruluğuna işaret gibidir.

Yüce Allah’ın izniyle Kuran’da tekrar eden ayetlerden birinin daha sırrına ermiş bulunduğumuzu umuyorum. Elbette benim kesin hüküm verme salahiyetim bulunmuyor; aklımın beni getirdiği bir açıklamayı ortaya koyuyorum. Doğrusunu Yüce Allah Bilir.

Çelişkili gibi duran iki ayetin aynı surede art arda olması da yılanın çöreklendiği, kurulabileceği ancak tek bir yer olduğuna işaret ediyor gibidir: TEVBE Suresi...

Doğrusunu Yüce Allah Bilir.

Sevgiler,

Mustafa Kılavuzoğlu, Lozan, Şubat 2021

  
43724 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam907
Toplam Ziyaret1162482
Linkler